erisi.com
 
ANASAYFA denizcilik linkler
Felsefe Kişisel Gelişim Haritalar Paradigma İzcilik Futbol Resimler Türk Tarihi Atatürk
FELSEFE NEDİR VE FELSEFENİN DOĞUŞU
FELSEFE  BAŞLANGIÇ FELSEFE TARiHi İNSAN BİLGİSİ/TÜRÜ BiLGi ve ÇESİTLERİ BiLiM FELSEFESi
VARLIK FELSEFESİ AHLAK FELSEFESi KABALA VAROLUŞ FELSEFESi  MATERYALIZM.
OLGUCULUK ÇÖZÜMLEYICI ELEŞTİREL MARKSİZM YAPISALCILIK.
FRANKFURT OKULU HELENiZM THAGORASÇI OKUL IYONYA OKULU BİLGİ FELSEFESİ

 VARLIK FELSEFESi

Felsefe, varligin var olup olmadigini; varsa eger nasil var oldugunu sorgular. Reel (gerçek) ve ideal (düsüncel) varlik alanlari, töz (cevher) ve öz ile olus nedir gibi sorular ontolojinin (varlik ögretisinin ) temel sorunlaridir. Bu konudaki açiklama ve varsayimlar ilkçaga dayanir. Ancak ontolojinin bir felsefe dali olmasi ve bu adi almasi 17. yüzyilda Wolf’a dayanmaktadir.

 18 ve 19 yüzyilda Kant ve Hegel’in bu alandaki çalismalarini, 20. yüzyilda Hartmann izlemistir. Ancak dogaldir ki varlik sorunu ilk günden bu yana felsefeyi mesgul etmistir.  Baslangiçta doga filozoflarinin ilgilendigi varlik sorunu onlarin hemen ardindan Atina idealistlerinin metafizik anlayisinda temel sorun olmustur. Varolusu idealist bir anlayisla ele anmak orta çaginda karakteristigi olarak karsimiza çikar.

Simdi bunlara kisaca bir göz atalim:

ILKÇAG MADDECILERI  Ilkçag Maddecileri ( Doga Filozoflari ) Thales’ten Demokritos’a kadar uzanan ve cografya olarak Anadolu’da yasayan düsünürlere verilen addir. Maddeci düsünürler; evrenin bir yaraticisi olmadigi ve ezeli bir var olus içinde oldugu düsüncesindedirler. Onlara göre “Hiçten bir sey olmaz.” Evrenin de bir ilk biçimi, ilkolani, arkhé’si vardir. Her sey arkhénin dönüsümü sonucu bugünkü halini almistir. 

Thales’e (625-545) göre ilkolan sudur. Her sey sudan gelir ve yine suya dönecektir. Dünya da sonsuz su ( okeanos ) içinde yüzer.  Arkhenin ne oldugu konusunda çok farkli isimlendirmelere rastlanir. Ilkolan kimi zaman toprak, hava, su veya ates ya da bunlarin kombinasyonunu seklinde karsimiza çikmaktadir; kimi zaman ise sayi, apeiron (sinirsizlik-sonsuzluk) sperma ( tohum ) ya da atom olarak. 

Ilk çag maddecileri içinde öne çikan düsünürlerin basinda Efesli Herakleitos (540-480) gelir. Ilkolan’i ates olarak kabul eden Herakleitos; evreni karsitlarin zitligi ve birlikteligi ile açiklar. Tanri da ihtiyarlik ile gençlik, gece ile gündüz gibi zitliklarin arkasinda bir olan noustur, akildir. Ona göre evrende degismeyen tek sey degisimdir. Bu nedenle de “ Ayni irmakta iki kez yikanamayiz. Çünkü hem irmak degismistir; hem de biz.”  Maddeci görüsü son noktasina tasiyan da Teos’lu Demokritos’tur. (460-370) Ona göre evrenin temel yapi tasi bölünemeyen madde yani atomdur. Canli-cansiz, bitki-hayvan, insan-ruh her seyin temelinde atom vardir. Atomlar yapisal olarak ayni olduklari halde hareket alanlari , hareket hizlari, agirliklari, dizilisleri farklilik gösterdigi için dünyadaki farkli maddeler olusmaktadir. Insan duyu organlari ile ancak maddenin dis görünüsü hakkinda bilgi sahibi olabilir. Ama maddenin temelini olusturan atomlar hakkinda bilgi edilemez. Bu nedenle de maddelere ait bilgilerimiz dogruluktan yoksundur ve karanliktir.

SOFISTLER  ILKÇAG SÜPHECILERI “Bilen” anlamina gelen sofist sözcügü ilkçagda genellikle gezgin ögretmenlik yaparak yasamlarini çok farkli mekanlarda geçiren düsünürlere verilen bir addir. Sofistler genelde kuskucu bir yaklasim içindedirler. Insan sorununa genis yer verdikleri düsünceleri; görelilikten bilinemezcilige kadar uzanir.

 Protagoras’ a (482-411) göre “Insan her seyin ölçüsüdür, varolanlarin varliklarinin da; varolmayanlarin varolmadiklarinin da.” Buna göre her sey için tam karsit iki tez ileri sürülebilir. Gorgias (483-375) biraz daha ileri giderek; genel olarak varlik hakkinda bilginin olanaksizligini ileri sürer. Ona göre hiçbir seyin varligi kesin degildir. Varlik olsaydi bile onu bilmek olanaksizdir. Bir sekilde varligi bilseydik bile bunu baskalarina bildiremezdik.  ILKÇAG IDEALISTLERI  Atina’da felsefe diger sehirlerden çok farkli bir yol izler.

 Sokrates’le baslayan, Platon’la devam eden ve Aristoteles’le noktalanan idealist yaklasimlar yalnizca kendi dönemlerinde degil, çok sonralari da etkili olmustur. Bu düsünürlerin kurduklari ruhçu ve idealist yaklasim özellikle de iki büyük dinin resmi görüslerinin temelini olusturmustur. Hiristiyanlarin yani sira Islam dünyasi da bu düsünürlere büyük önem vermistir.

Platonu EFLATUN olarak taniyan Islam dünyasi, Aristo için de BASÖGRETMEN sifatini kullanmistir. Varlik hakkindaki düsünceleri idealist olan üçlünün bilginin kaynagi konusundaki yaklasimlari da akilcidir. Akilci ögreti bilginin kaynaginin öznel ve aldatici olan duyu verileri olamayacagi görüsündedir. Akilci ögreti herkes için geçerli olan gerçek bilgilere ancak akil yolu ile ulasabilecegimiz savindadir. Ancak kendi aralarinda da iki farkli yaklasim sergilerler. Birinci görüs (Sokrates ve Platon) bilgilerin dogustan insan aklinda hazir oldugunu; ikinci görüs (Aristoteles) ise dogustan bilgilerin degil, bilgiyi elde etmede kullanilan akil ilkelerinin dogustan var oldugunu ileri sürer. 

Sokrates ( Atina; 469-399 ) Sokrates’e göre insanlara yeni bir sey ögretmek mümkün olmadigi gibi, böyle bir ise kalkismak da saygin bir sey degildir. Çünkü bilgiler insan aklinda dogustan vardir. Yapilmasi gereken sey bilgileri ruhun derinliklerinden gün isigina çikartmak, dogurtmaktir. ( Maieutike ) Bunu yolu da karsilikli konusmadir diyalogdur. Uygun sorularla dogurtulamayacak bilgi yoktur. Sokrates diyalog konusunda kendine özgü ince-alayli bir konusma sanati olan ironiyi gelistirmistir  “ Bir tek sey biliyorum, o da hiçbir sey bilmedigim.” diyerek yola çikar. Bilgiyi arama serüveninde; konunun uzmanlariyla, uzmanlik alanlarina giren konular üzerinde söylesir. Bir yandan bilgiyi ararken diger yandan da bilgiye sahip olduklarini sananlarla ince ince dalga geçer, alay eder.  Bu tavrinin bedelini “Atina’nin tanrilarina inanmamak ve gençleri bastan çikarmak”la suçlandigi mahkemeden aldigi ölüm cezasi ile öder. Mahkemede yaptiklari nedeniyle ceza degil ödül almasi gerektigini ileri sürer. Mahkemenin verdigi ölüm cezasinin da aslinda ceza degil ödül oldugunu, çünkü ölümün sonsuz bir uyku veya bir baska dünyaya göç oldugunu; her iki durumda da ceza olamayacagini anlatir. Korkunun bilgisizlikten kaynaklandigini , sonuçlarini bildigimiz durumlardan korkulmayacagini söyler. Ölüm cezasinin infazini cellâtlara birakmaz, kendisi uygular ve ögrencilerinin önünde ölür. Bu tavri kuram-eylem baglami açisindan tutarli ancak trajik bir örnek olusturur. Kendisini izleyen düsünürler üzerinde özellikle de ethik (ahlak felsefesi) açisinda oldukça etkili olur. Ancak izleyenleri onun haz teorisini farkli biçimlerde yorumlayarak farkli dünya görüslerine ulasirlar.  Sokrates’i en iyi anlayan ve en dogru yorumlayan, giderek de görüslerini sistemli bir biçime sokan Platon’dur.

 PLATON (427-347 Atina) Sokrates’in diyaloglarini yaziya geçirdi. O öldükten sonra da yapitlarinda Sokrates’i konusturmaya devam etti. Platon düsüncelerini Akademia adini verdigi okulunda yaydi. Sokrates’te daginik olan idealist anlayislari sistemli bir dünya görüsü haline getirdi. Platon’a göre iki ayri dünya vardir. Bunlardan birincisi “idea”larin evrenidir. Idea’lar düsünsel varliklardir, nesnellik tasimazlar. Ancak gerçektirler. Her Idea’dan bir tane vardir. Hem tek hem de gerçek olan idealarin bilgisi de tek ve gerçektir. Ancak idealari duyu organlariyla kavramak olanaksizdir. Onlari bilgisine ancak akil yolu ile ulasabiliriz. Platon bu bilgilere “episteme” , “sophia” ( gerçek bilgi ) adini verir.Bu bilginin pesine düsen insan da gerçek bilginin dostu olan filo-sophia yani filzoftur. Ikinci evren ise su an içinde yasadigimiz “fenomen”ler evrenidir.

Fenomenler idealarin gölgeleridir. Fenomenler evreni nesneldir ancak gerçeklikten yoksundur. O bir yanilsamadir. Sanal bir evrendir. Idealarin fenomenler evreninde birden çok gölgesi yani yansimalari vardir. Gölgelerin hiç biri tam olarak idealari yansitmazlar. Bir fenomen ( gölge ) ideasina ne kadar benzer se o kadar o “sey” olur. Fenomenler duyu organlari ile kavranirlar. Biz onlar hakkinda bu yolla bilgi sahibi olabiliriz. Ancak bu bilgiler fenomenler evreni gibi “tek”likten ve “gerçek”likten yoksundurlar. Doxa ( sani bilgisi ) adini verdigi bu bilgilerin pesinde kosan ve idealarin farkinda olmayan kisilere sani dostu anlamina gelen filo-dox adini verir.  Platona göre insan ruh olarak idealar evreninde yasar. Bu nedenle de idealarin bilgilere ruh olarak sahiptir. Ancak insan zaman zaman bir beden içinde fenomenler evrenine gelir. Fenomenler dünyasinda yasarken idealari unutur. Fenomenlerin aldatici bilgileri pesine düser. Filodox olur. Içlerinden bazilari ise idealarin bilgisini akillari araciligi ile animsarlar ve gerçek bilgilerin pesine giderler. Filozof olurlar.

ARISTOTELES ( 384-322 Atina) Ögretmeni Platon’un düsüncelerine katilmadigi için, yetistigi okula yani Akademia’ya yönetici olmayi kabul etmeyip, kendi okulunu, Lyceum’u (lise) açmistir. Pek çok kitabinin yani sira O; dogru düsünmenin yollarini açikladigi Organon (Alet) adli kitabi ile de kendi adiyla anilan Klasik Mantik’in kurucusu olmustur. Felsefe alaninda oldugu kadar bilimsel çalismalariyla da önemli olan Aristoteles, ontolojik anlayisini Fizik kitabinin ardindan yazigi ve adini Fizikten Sonra olarak koydugu Metafizik kitabinda ortaya koymustur. O günden bu yana da metafizik kavrami dogaüstü anlaminda kullanilmaktadir.  Ona göre iki ayri evren yoktur. Tek evren vardir ve nesnel olanla gerçek olan ayri seyler degil bir ve ayni seydir. Ancak var olus , iki farkli özün degisik oranlarda birlesmesiyle gerçeklesir. Var olus form (salt biçim) ile hyle’in (salt madde) birlesmesidir. Saf madde biçim almaksizin var olamaz. O ancak bir olanaktir, var degildir. Var olabilmesi için mutlaka form almasi gerekir. 

Varligin en basit biçimi cansiz maddedir. Form Hyle’ye sekil, renk, koku gibi temel, basit özellikler vererek onu var eder. Varligin ikinci asamasi bitkilerdir. Bitkiler kendinden önceki varlik tabakasinin – cansiz maddelerin- tüm özelliklerini tasimanin yani sira, özümseme yapma ve benzerini yaratarak çogalma gibi özelliklere sahiptirler. Bitkiler daha fazla form alarak bu fazla özelliklere sahip olmuslardir. Varlik tabakalarinin üçüncüsü hayvanlardir. Hayvanlar bitkilerden daha fazla form sahibi olduklari için onlardan daha mükemmeldirler ve onlarda bulunmayan duyumsama ve yer degistirme özellikleri vardir. Hayvanlar üstünde yer alan son varlik tabakasi, insanlardir. Insan akil sahibi olma özelligi ile diger varliklardan ayrilir. Insan akli dogustan sahip oldugu akil ilkeleri ile algi sürecinden edindigi malzemeleri isleyerek, duyum süreçlerini bilgi haline getirir. Bu islemi yaparken de mantik kurallari ile davrandigi oranda dogru bilgilere ulasabilir. Ancak Aristoteles tüm insanlarin bu yeteneklere sahip olmadigini söyler. Çünkü insanlar da tipki kendinden önceki tabakalar gibi kendi içinde farkli tabakalara sahiptir. Insanlarin en alt basamagini kadinlar olustururlar ve onlar aklin ilkelerine sahip degildirler. Onlarin üstünde yer alan köylü ve köle erkekler de tipki kadinlar gibi akil ilkelerinden yoksun olarak dünyaya gelirler. Bu nedenle onlar da kadinlar gibi dogru düsünme yeteneginden yoksundurlar. Varlik tabakalarinin disinda form tek basina vardir ve en yetkin durumundadir. Salt biçim Tanridir.