[ KABBALA ]

 Kabbala, XII. yüz yildan baslayarak Yahudi gizemciligini tümüyle etkisi altina almis olan ezoterik bir akimdir.

Her zaman temelde sözlü bir gelenek olan Kabbala, Ibranice'de sözcük anlami olarak da "gelenek" karsiligini tasimaktadir. Gizemci deneyimlerin içerdigi olasi kisisel tehlikelerden kaçinabilmek amaciyla, Kabbala ögretisine ve uygulamalarina inisiyasyon mutlaka bir önderin, bir yol göstericinin gözetim ve denetiminde gerçeklestirilmelidir. Her yönüyle gizemci bir ögreti olan Kabbala'nin, özünde Tanri'nin Musa'ya aktardigi "ilâhî vahy" olan Torah'in (Tevrat) yazili olmayan gizli bilgilerini içerdigi ileri sürülmüstür.

Yahudiligin temel ilkesinin Musa yasalarina uyum olmasina karsin, Kabbala'nin insana dogrudan Tanri'ya ulasma yollarini sagladigi varsayilmistir. Bu bakimdan Kabbala, bir çoklari tarafindan tehlikeli biçimde kamutanrici (panteist) ya da sapkin olarak nitelendirilen gizemci yaklasimlar içeren bir dinsel boyutu Yahudilige katmistir.

Köken Kabbala'nin kökeni I.S. I. yüz yilda Filistin'de filizlenen "Merkava" (ya da Merkabah) gizemciligine kadar geri götürülebilir. Merkava gizemciliginde temel ugras, Eski Ahit'te peygamber Ezekiel'in düsledigi "ilâhî taht" ya da "araba" (merkava) hakkinda derin düsüncelere dalmak ve bu sayede çosku içinde kendinden geçmektir. VII. ve XII. yüz yillar arasinda uygulama alani Filistin'den Babilonya'ya kayan ve yogun biçimde Gnostik inançlarin etkisi altinda kalan Merkava gizemciliginde asil amaç, Tanri'nin tahtini ve göksel düzeni düsleyebilmektir.

Gizemci Merkava yaziminda, çosku içindeki ruhun yükselisi, düsman meleklerle dolu "yedi küre"yi ya da "yedi gök katini" asmak için yapilan tehlikeli bir yolculuk olarak tanimlanmaktadir. Ruhun bu yolculuktaki amaci, merkava'nin üzerinde bulunan ilâhî tahta ulasmaktir. "Tzenu'im" adi verilen Merkava uygulayicilari, özel ahlâk niteliklerine sahip olan az sayida seçkin kisilerdi ve sürekli oruç tutarak kendilerini gizemci deneyimlere hazir tutmalari gerekliydi. Bu seçkinlerin yapacagi basarili bir düssel yolculuk için her seyden çok "mühür" olarak tanimlanan bazi büyülü sözlerin ve formüllerin kullanimi zorunluydu.

Bu büyülü sözler, her bir gök katinin kapisinda bekçilik yapan melekleri yatistirmak için gerekliydi. Hatali bir "mühür" kullanimi, önemli yaralanmalara, hattâ korkunç ölümlere yol açabilirdi. Talmud'a göre, Merkava uygulamasina kalkisan dört kisi arasindan biri ölmüs, digeri delirmis, öteki dinden çikmis ve yalnizca Rabbi Akiba ben Joseph gerçek bir düssel deneyime nail olmustur. Merkava uygulayicilari kimi zaman "Dogaüstü Dünyanin Gezginleri" olarak da adlandirilirlardi.

Bu gizemci akimin en eski iki yazimsal kaynagi; Rabbi Akiba'ya ait oldugu sanilan "Küçük" ve Rabbi Ishmael ben Elisha'ya ait oldugu sanilan "Büyük" metinlerdir. Ayrica, "Enoch'un Kitabi" ve Tanri'nin oldukça abartili antropomorfik (insan biçimli) betimlemelerini içeren "Shi'ur Qoma" (Ilâhî Boyutlar) adindaki metinler de Merkava gelenegine aittirler. Sefer Yetzira Kabbala geleneginde III. ve VI. yüz yillar arasinda ortaya çikmis olan ikinci basamak "Sefer Yetzira" (Yaratilis Kitabi) adli kitaptir.

Sefer Yetzira, büyü ve evrenbilim (kozmoloji) konusunda bilinen en eski Ibranice eser olup evrenin, Ibrani alfabesinin 22 harfi ile "Sefirot" adi verilen 10 ilâhî rakkamdan yaratildigini anlatmaktadir.

Harfler ve rakkamlar birlikte Tanri'nin evreni yaratirken kullandigi "gizli bilgeligin 32 yolu"nu olustururlar.

Sefer Yetzira'nin, hatali olarak Hz. Ibrahim'e ait oldugu da ileri sürülmüstür. Bu nedenle kimi zaman kitabin adi "Otiyyot de Avraham Avinu" (Ibrahim Babamizin Alfabesi) olarak geçer.  Yetzira, sonraki dönemlerde Yahudiligi derinden etkileyecek olan "sefirot" kavramini ortaya atmistir.

Çogul olan Sefirot sözcügü Ibranice'de "sayilar" anlamina gelmektedir. Sözcügün tekil biçimi "Sefira" ya da "Sephira"dir (yani sifre). Yetzira'ya göre Sefirot, yaratici Tanri'nin kendini gösterdigi on ayri olusum ya da güç olarak yorumlanabilir. "En Sof" adi verilen "Bilinemeyen Sonsuz Tanri"dan yansiyan on ayri asama bulundugu ileri sürülmektedir. Böylece her sefira,

Tanri'nin ayri bir yaratici niteligini ifade etmektedir.

Kabbala'ya göre her sefira'nin bir baska sefira ile olan baglantisi yaratilisin ritmini olusturmaktadir.

Kabbala'da, Sefirot'un gizemci yapisi ve kesin islevi en sik tartisilan konudur. Bu tür spekülasyonlarin tümüyle sapkinlik oldugu yolundaki sert elestirilere karsin, sefira'lar Kabbalaci gizemciligin temel ilkesini olustururlar. Sefira'lar sirasiyla; "keter'elyon" (yüce taç), "halhma" (bilgelik), "bina" (zekâ), "hesed" (sevgi), "gevura" (kudret), "tif'eret" (güzellik), "netzah" (sonsuzluk), "hod" (görkem), "yesod" (temel) ve "malkhut" (krallik) olarak siralanirlar. Sefira'lara; adimlar, ilkeler, nitelikler, taçlar gibi baska isimler de verilmistir. 

On adet sefira'nin içindeki ilk dörtlü grup evrensel elementleri (Tanrisal Ruh, Hava, Su ve Ates), kalan altili grup ise yönleri (Sag, Sol, Ön, Arka, Yukari, Asagi) simgelemektedir. Sefirot ile birlikte alfabenin harfleri, insan bedeninin çesitli kisimlarina denk gelmekte ve böylece insani yaratilisin mikrokozmosu biçimine dönüstürmektedir. Sefer ha-Bahir

Kabbala'nin bir diger önemli metni, XII. yüz yilda ortaya çikan "Sefer ha-Bahir" (Parlaklik Kitabi) adli eserdir. Bu kitabin, ezoterik Yahudi gizemciligi ve genel olarak Yahudilik üzerindek etkisi derin ve kalici olmustur. Bahir, yalnizca Sefira'lari yaratilisin ve evrenin sürekliliginin araçlari olarak yorumlamakla kalmamis, ayni zamanda "Gilgul" (ruh göçü) gibi kavramlari da ortaya atarak yogun bir gizemci simgecilik katkisiyla Kabbala'nin temellerini güçlendirmistir.

Bahir, aslinda Eski Ahit'in genis kapsamli bir simgesel yorumudur ve dayandigi temel motif, Ibrani alfabesindeki harflerin ses ve biçimlerinin gizemli anlamlaridir.

Kitabin ilk olarak, XII. yüz yilin ikinci yarisinda Fransa'nin Provence bölgesinde ortaya çiktigi sanilmaktadir. Oysa Kabbalacilar Bahir'in çok daha eskiden kaldigini ve ilk uygulamalarinin I.S. I. yüz yilda Rabbi Nehunya ben Haqana'ya ait oldugunu ileri sürerler. Ayrica, kitapta yer alan bazi ifadelerin ise "Tannaim" adi verilen III. yüz yil Yahudi bilginlerinden aktarildigini savunurlar. Orta Çag'dan kalma el yazmalari üzerinde yapilan nesnel bir degerlendirme

Bahir'in yazarinin, Dogu'dan Avrupa'ya daha önceden gelmis bulunan bazi gizemci kavram ve metinleri eserine ekledigini ortaya koymustur. Ibranice ile Aramice karisimi bir dille yazilmis olan Bahir, oldukça düzensiz ve genellikle bulmacamsi yapisina karsin, yogun bir gizemci simgeciligi Kabbala'ya ve Kabbala yoluyla da Yahudilige basariyla sokmustur.

Çagdas Yahudi arastirmaci Gershom Gerhard Scholem, bu gizemci simgeciligi Kabbala'nin Yahudi dinsel düsüncesi üzerindeki en önemli etkisi olarak degerlendirmistir. Örnegin Bahir, evrenin yaratilmasi ve varligini sürdürmesini gizemli bir biçimde simgelendiren on adet "Tanrisal Olusum"un bilinen en eski açiklamasini içermektedir.

Kendi içinde üç adet üst ve yedi adet alt belirtiye ayrilan bu on "söylem" (Ma'amarot), Kabbala'daki ünlü "Sefira'lar" olarak tanimlanmistir. Bahir, ayni zamanda, Kabbalaci kuramlar arasina "Ruh Göçü" (Gilgul) kavrami ile Tanrisal yaratma gücünü simgeleyen "Kozmik Agaç" düsüncesini de eklemistir. Ayrica kötülük kavraminin da, Tanri'nin kendisinde bulunan bir temel ilke oldugu da Bahir'de belirtilir.

Eserin son bölümü, "Büyük Gizem" (Raza Rabba) adli eski bir gizemci metinden alintidir. Kabbalacilar, Bahir'in içerdiklerini buyruk olarak kabul ederler; oysa Bahir bir çok Yahudi din adami tarafindan sapkin olarak nitelendirilmektedir. Sefer ha-Temuna Ilk olarak XIII. Yüz yilda Ispanya'da ortaya çikan "Sefer ha-Temuna" (Imge Kitabi), yazari bilinemeyen Ibranîce bir eserdir.

Temuna, Ibranî alfabesinde bulunan harflere mistik anlamlar yükler ve Tevrat'in insan gözü ile görülemeyen bazi bölümlerinin oldugunu ileri sürer. Temuna'nin en önemli katkisi Kabbala'ya "Kozmik Devirler" (Shemittot) kavramini eklemesidir. Buna göre, her kozmik devir, kendine denk düsen Tanrisal niteliklerle uyumlu ayri birer Tevrat yorumu getirmektedir. Temuna'nin içerigi, Tanri'nin niteliklerinden "kayra", "yargi" ve "insaf" tarafindan yönetilen ilk üç "Shemittot" üzerinde yogunlasmistir. Sonuç olarak, sözü edilen her üç devir ayri birer Tevrat'a sahiptir ve henüz "yargi" dönemini yasamakta olan insanlik, Tevrat'i bir buyruklar ve yasaklar dizisi olarak algilamaktadir.

Tevrat'in Temuna tarafindan böyle göreli bir biçimde yorumlanmasi, XVII. yüz yilda Osmanli topraklari üzerinde ortaya çikan ve mesihçi bir akim olan "Sabetaycilik" düsüncesini kuvvetle etkilemistir. Sabetayciligin temel kurami, Tevrat'in ancak görünürde oratadan kaldirilmasi ile gerçek amacina ulasacagi biçimindedir. Temuna'dan kaynaklanan bu kuram, Yahudiligi kesin kurallari olan bir din olarak degil, her farkli devirde ayri kurallari olan bir inanç olarak görmektedir. Sefer ha-Zohar Bazi Kabbalacilar tarafindan Tevrat'a rakip olacak ölçüde kutsallik atfedilen ünlü "Sefer ha-Zohar" (Görkemin Kitabi) da ilk olarak Ispanya'da ortaya çikmistir.

Genel olarak, yaratilisin gizemini ve Sefira'larin islevlerini anlatan Zohar ruh, kötülük ve yaratilis gibi konularda gizemci kavramlar gelistirmektedir. Çogunlugu Aramîce olan ve XIII. yüz yilda yazilmis olan bu kitap, ezoterik Yahudi Mistisizminin ya da Kabbala'nin klâsik metni olarak degerlendirilmektedir. Yahudi dininde, ezoterik gizemciligin I.S. I. yüz yildan baslayarak islenmesine karsin, Zohar geleneksel gizemci yaklasimlara XIV. Yüz yildan sonra yeni bir canlilik ve hiz getirmeyi basarmistir.

Zohar, yedi ayri bölümden olusmaktadir. Bu bölümlerin en genis olani, Eski Ahit'in ilk bes kitabi (Tevrat) ile Ruth ve Süleyman'in Özdeyisleri bölümlerinde yer alan kutsal metinlerin "içsel" (gizemci, simgesel) anlamlarini islemektedir. Zohar'da, tümü Simeon ben Yohai (I.S. II. yüz yil) ve ögrencilerini merkez alan oldukça uzun vaazlar, kisa söylev ve öyküler yanyanadir.

Zohar, yazar olarak Simeon'un adini özellikle vermekteyse de, çagdas arastirmacilar eserin büyük bir bölümünün Moses de Leon (1250-1305) tarafindan yazildigina ikna olmuslardir. Yine de, elde bulunan metinde bazi eski mistik yazilardan alintilarin kullanildigi olasiligini göz ardi etmemektedirler. Luria Kabbalasi 1492 Yilinda Ispanya'dan sürülmelerinden sonra, Yahudilerin dünyanin sonu ve mesihin gelisine dair beklentileri giderek yogunlasti ve bunun sonucu olarak Kabbala'ya duyulan ilgi büyük ölçüde artti. Iste böyle bir manevi ortamda, XVI. yüz yilda Kabbala'nin tartismasiz merkezi durumuna, gelmis geçmis en büyük Kabbalaci olarak kabul edilen Isaac ben Solomon Luria'nin yasadigi, Galile'deki Safed kenti ulasti. "Arslan" (ha-Ari) lâkabiyla da anilan Luria, 1534 yilinda Osmanli topraklarinda bulunan Kudüs'te dünyaya geldi. Yasami hakkinda temel kaynak, yazari bilinmeyen "Ari'nin Yasami" (Toledot ha-Ari) adli bir biyografidir.

Luria'nin ölümünden yaklasik yirmi yil sonra yazilan ve yayinlanan bu yapit, Luria hakkinda gerçek ve hayalî ögeleri rastgele bir araya getirmistir. Toledot'a göre Luria'nin babasi erkenden ölmüs ve annesi küçük oglu ile birlikte Misir'a, varlikli ailesinin yanina göç etmistir. Luria, önceleri dinsel bir egitim almis ve Yahudi hukukunu (Halakha) incelemistir.

Henüz çok genç iken, ünlü hukukçu Isaac ben Jacob Alfasi'nin "Sefer ha-Halakhot" adli kitabina yorumlar kaleme almistir. Luria'nin gençliginde ticaret ile ugrastigi da bilinmektedir. Kisa süre sonra Luria'nin tüm ilgisi Yahudi mistisizmi üzerinde yogunlasmistir. Bu dönemde herseyden elini etegini çekip, amcasinin Nil üzerinde bir adada bulunan evinde yedi yil kadar yalniz yasamistir. Erken dönem Kabbalacilarini inceledikten sonra, zamanla tüm arastirmalarini Zohar'a yönlendirmis, döneminin en ünlü Kabbalacisi olan Cordovero'nun yapitlarini okumustur.

 Luria'nin ilk yapiti, Zohar'in bir bölümü olan "Gizlilik Kitabi" (Sifra di-Tzeni'uta) hakkinda yazdigi yorum olmustur. Bu yorum, tümüyle klâsik Kabbala'nin etkisinde olup, ileride Luria Kabbalasi diye anilacak olan özgün ögretisinden hiç bir iz tasimamaktadir. 1570 Yilinda Luria, Cordovero'nun ögrencisi olmak için Kabbalaci akimin merkezi haline gelmis olan Safed'e göç etmistir. Ögrenciligi sirasinda, kendisi de yeni bir sistemle Kabbala dersleri vermeye baslamis ve etrafina çok sayida ögrenci toplamistir.

Bu ögrenciler arasinda, sonradan Luria'nin ögretilerini yaziya dökecek olan Hayyim Vital en yeteneklisi olmustur. Luria'nin Kabbala ögretisi yalnizca ezoterik bir çevreye yönelmisti, arastirma ve derslerine herkesin katilmasina izin vermiyordu. Zamaninin çogunu ögrencilerinin egitimi için harcarken, geçinebilmek için o dönemdede Safed'de oldukça canli olan ticaret ugrasini da sürdürmekteydi.

 Luria'nin Safed'e geldigi ilk günlerde, Cordovero'nun çevresinde toplanmis bulunan Kabbalacilar, belirli ritüelleri uyguladiklari farkli bir yasam tarzi gelistirmislerdi. Örnegin, Sabbat (cumartesi) günlerinde kirlara çikarak "Sabbath Kraliçesi" adiyla kisilestirdikleri günü kutlarlardi. Luria'nin gelisiyle, bu gezintilere "Kavvanot" (meditasyon) ve "Yihudim" (birlestirme) gibi yeni uygulamalar eklendi.

Aslinda bu ritüeller, ruhlarin Mesih'in gelisine kadar içinde yasamaya mahkum olduklari kirli kabuktan (Kelipot), yani bedenlerinden, manevî olarak siyrilmayi saglayan bir tür günahtan arinma eylemleriydi. Luria'nin kisiliginin güçlü etkisi, Safed kentine yogun manevî bir atmosfer, mesihçi bir gerilim ve bir yaraticilik atesi getirmisti. Içtenlikle dine baglilik ve dünyadan el etek çekis Kabbalacilarin yasam özellikleri haline gelmisti. Safed'de yasayan herkes, Zohar'in yorumundan hareketle,

Mesih'in 1575 yilinda Galile'de ortaya çikacagina inanmisti. Safed'de yasadigi kisa süre içinde - ölümüne kadar geçen iki yil süresinde - Luria, Yahudi mistisizmine yeni unsurlar ekleyen, çok yönlü ve verimli bir Kabbala dizgesi kurmayi basardi. Zohar'in ilk bölümünün bir yorumunu içeren oldukça kisa bir metnin disinda, kendi ögretisini asla kaleme almadi. Luria, 1572 yilinin Agustos ayinda bir salginda yasamini yitirdi. Bugün Luria Kabbalasi diye bilinen, Luria'nin ölümünden sonra Hayyim Vital tarafindan derlenerek yaziya dökülen ve Luria'nin ögretilerini içeren oldukça kapsamli bir kolleksiyondur.

Bu yapit, tüm Yahudi mistisizmini etkileyen yeni bir düsünce akimi olusturmustur. Luria Kabbalasi, bir yaratilis kurami ile buna bagli olarak evrenin giderek yozlastigi düsüncesini ileri sürer ve özgün uyumu yeniden olusturmak için pratik bir yöntem önerir. Yaratilis kurami üç temel kavrama dayanmakyadir: "çekilme" (Tzimtzum), "kaplarin kirilmasi" (Shevirat ha-Kelim), "restorasyon, tamirat" (Tiqqun). Sonsuz (En Sof) olan Tanri, yaratilisa yer açabilmek için, yeni olusan uzaya yayilan bir isik biçiminde, kendi içine dogru çekilmistir. Sonradan bu sonsuz Tanrisal Isik, sonlu kaplarin içine hapsolmus ve gerilime dayanamayan kaplar kirilarak, evrene kötülük ve uyumsuzluk yayilmistir.

Artik dünyayi kötülükten arindirma ve hem kozmosu, hem de tarihi kurtarmak için mücadele etmek gereklidir. "Tiqqun" asamasinda, Tanri'nin kralligi yeniden kurulacak, ilahî parlaklik kaynagina geri dönecek, Tanrisal Isigin en yüksek formu olarak "ilksel insani" simgeleyen "Adam Kadmon" yeniden dogacaktir. Insanoglu bu süreçte önemli bir rol oynamaktadir. Zira dualar sirasinda uygulanan çesitli "kavannot"lar ve sözcüklerin gizli kombinasyonlarinin mistik söylenisleri, ilksel uyumun yeniden kurulmasina ve "Tanrisal Ismi" yeniden birlestirmeye yöneliktir.

Luria Kabbalasi'nin etkisi büyük olmustur. Hem XVII. yüz yilda gelisen Sabetay Sevi akimi, hem de XVIII. yüz yilda ortaya çikan asiri sofu ve gizemci Hasidizm akimi üzerinde önemli bir rol oynamistir. Sabetay Sevi 1626 Yilinda Izmir'de dünyaya gelen Sabetay Sevi, genç yaslardan baslayarak kendini Yahudi mistisizmine, Kabbala'ya kaptirmisti. Bilincini yitirdigi, coskulu dönemler yasiyordu. Güçlü kisiligi ile çevresine bir çok mürit toplamayi basarmisti. Henüz yirmi iki yasinda iken, Kabbalaci yorumlara dayanarak, kendisinin beklenen mesih oldugunu ilân etti. 

Gelismelerden huzursuz olan hahambasilik, Sevi'yi Izmir'i terk etmeye zorladi. Sevi önce eski bir Kabbala merkezi olan Selânik'e, sonra Istanbul'a gitti. Baskent'te, saygideger ve ünlü bir vaiz olan Abraham ha-Yakini ile karsilasti. Yakini'nin elinde Sevi'nin mesih oldugunu dogrulayan Kabbalaci bir kehanet belgesi vardi. Kisa süre sonra Istanbul'dan da ayrilan Sevi, önce Kudüs'e ve sonra Misir'a gitti.

Kahire'de Osmanli valisinin hazinedari olan güçlü ve varlikli Raphael Halebi'yi kendi davasina inandirdi.  Malî destek saglamis olarak, yandaslarindan olusan bir maiyet ile Kudüs'e muzaffer bir biçimde geri döndü. Burada, Gaza'li Nathan adinda yirmi yaslarinda bir ögrenci, Yahudi geleneklerinde yer alan "Mesih'in Müjdecisi" rolünü üstlendi. Nathan, cosku içinde, Israil devletinin yeniden kurulusunun çok yakinda gerçeklesecegini ve Sevi'nin zaferi ile dünyanin kurtulacagini herkese duyurdu. Nathan, Kabbala hesaplarina dayanarak, kiyamet günü için 1666 yilini bildirdi. Ancak, Kudüs hahamlari tarafindan tehdit edilen Sevi, 1665 yilinda sevinçle karsilandigi Izmir'e geri döndü. Bir kaç yillik süre içinde, Sabetaycilik akimi hizla güçlenerek Venedik, Amsterdam, Hamburg, Londra ve bazi Kuzey Afrika kentlerine kadar yayildi.

1666 Yili baslarinda, Istanbul'a giden Sevi, Osmanli yetkilileri tarafindan tutuklandi. 16 Eylül günü Edirne'de Padisah'in huzuruna çikarildi. Önceden ölümle tehdit edildigi için, Sevi din degistirerek Müslüman olmayi kabul etti. Padisah, Sevi'nin adini Mehmet Efendi olarak degistirdi ve yüksek bir maasla kapicibasi görevini verdi. Ancak, bu din degistirme olayi, müritlerinin çogunu hayal kirikligina sürükledi. Zamanla itibarini yitiren Sevi, sürgün olarak gönderildigi Arnavutluk'ta 1676 yilinda öldü.  Sevi'yi din degistirmesine karsin terk etmeyerek etrafinda toplananlardan olusan Sabetaycilik adi verilen akim, Sevi'nin dinsel yetkileri hakkindaki asiri iddialari ile sonradan din degistirerek Yahudi inancina ihanet etmesi çeliskisini giderme çabasi içindedirler.

Sadik Sabetaycilar, Kabbalaci bir yaklasimla, Sevi'nin din degistirmesini mesihliginin gerçeklesmesi için atilmasi gereken son adim olarak yorumlarlar. Bu nedenle, önderlerini izleyerek Müslümanliga geçmislerdir. Bu dönmeler (din degistirenler) için, kisinin kendini kalpten Yahudi hissetmesi önemlidir ve görünürde uygulanan Müslümanligin ve biçimsel eylemlerin degeri yoktur. Zohar'in Luriaci yorumundan yola çikarak, bir çesit "Kutsal Günah" kuramina ulasan Sabetaycilar, Torah'in amaçlarinin tam olarak gerçeklesmesinin ancak, manevî olmayan eylemler sonucunda Torah'in görünüste ortadan kaldirilmasi ile olanakli olacagini ileri sürerler. Hasidism Eger engellenmemis olsaydi, Sabetayciligin Yahudi dininin sonunu getirecegini ileri süren din tarihçileri bulunmaktadir. Sabetay Sevi'ye odaklanan mesihçi beklentilerin yaratigi düs kirikliklarina karsin bu akim, yalnizca bazi ileri görüslü din adamlarinin teozofik amaçlarini yanitlamakla kalmayip, Talmudistlerin kuru yorumlariyla yetinmeyen ve yönetici siniflarin sosyo-ekonomik baskisindan bunalan Yahudi kitlelerinin gereksinimlerini de karsilamistir.

Benzeri bir durum Litvanya, Belorusya ve Ukrayna topraklarini da içeren Lehistan Kralligi için de geçerli olmustur. XVIII. Yüz yilda ortaya çikan ve Luria Kabbalasini kendi düsünsel kuramlarinin temeli olarak alan Hasidizm akimi Lehistan'da etkin olmustur. Hasidizm, olasi en düsük düzeyde bir örgütlenme ile yogun biçimde propaganda ve vaaz yöntemlerini kullanan, bilgili üyelerden olusan küçük gruplara dayanan bir kitle akimidir. Söylentilere göre, Hasidizm akiminin kurucusu "Iyi Adin Üstadi" (Ba'al Shem Tov - Tanri'nin dile getirilemez adini bilen kisi) lâkabiyla taninan Israel ben Eliezer'dir. Eliezer 1700 dolaylarinda dünyaya gelmis ve 1760 yilinda Güney Polonya'da ölmüstür. Kendi döneminin ortodoks Yahudiligi hakkinda iyi bir egitime sahip olmamasina karsin, olaganüstü manevî nitelikleri olan ve yalnizca siradan insanlari degil, entellektüel kesimi de yandaslari arasina alabilen etkileyici bir kisilige sahipti. Hakkindaki efsanelerin yogunlugu, büyük olasilikla hiç bir zaman sistemli biçime dönüstüremedigi kisisel ögretisi üzerine ayrintili bilgi edinmeyi engellemistir. Dogu Avrupa Yahudiliginde XVIII. yüz yilda etkinlikleri giderek yogunlasan gezgin vaizlerin yöntemlerinden esinlenen Eliezer, ögretisini yaymak için, gündelik yasamdan ve folklordan aktardigi öyküleri kullanarak kutsal metinleri yorumlama yöntemini benimsemisti. Bu yöntem Hasidizmin degismez niteliklerinden biri olacaktir. Ancak, akimin tüm otantik kuramlarinin ve ögretilerinin, bu tür öykü ve fikralara yansidigini düsünmek abartili bir yaklasim olur. Temel ögreti çalismalari, Hasidik hahamlarca Torah üzerine verilen haftalik vaazlarda ve ritüellerde ifadesini bulur. Neredeyse her haham, kendine özgü ekleme ve yorumlarla Hasidik ögretiyi etkilemistir. Bu nedenle, akimin ilk üç nesli kapsayan döneminde, Hasidizm ögretisi büyük ölçüde çesitlenmis ve farklilasmistir. Yine de, Hasidizm akiminin ortak temel çizgilerini belirlemek olanaklidir. Kuramsal olarak, Hasidizmin kökleri Luria Kabbalasindan çikmaktadir.

Ancak, Hasidizme özgü olan kavram "Tanri ile birlikte olmak" (Devequt) kavramidir. Devequt, tüm Yahudiler için bir amaç ve degismez bir görevdir ve her kosul altinda insan varliginin tümüyle manevî degerlere dayanmasini gerektirmektedir. Bu gereklilik, Kabbala'nin düsünsel kavramlarinin yeniden degerlendirilmesini zorunlu kilar. Tüm agirlik, inanan kisinin iç yasamina verilmelidir. Kozmik dramin sahnesi artik Sefira'lar evreni degil, insanin iç yasantisidir.

Buna ek olarak Hasidizm, Luriaci "restorasyon" (Tiqqun) ögretisinin bir parçasi olan diger bir gerekliligi de toplumsal bir gerçeklik biçimine dönüstürür: grubun dinsel yasami ve örgütlenmesinin merkezine, tartisilmaz bir yetkeyi, dogaüstü güçleri olan bir önderi, "Tzaddik"i yerlestirir. Böylece Hasidizm, basarili oldugu her yörede, tartismasiz bir manevî yenilenme yaratmistir. Oysa madalyonun diger yüzü, giderek kisisel kültler biçimine dönüsen hahamlar arasi çekismelerin varligini, Hasidik topluluklarin kendilerini çevreleyen toplumdan soyutlandigini, bunun yarattigi kötü sosyo-ekonomik kosullari ve kendilerini soyutlayan Yahudilere karsi olusan düsmanligi ortaya koymaktadir. Ilk günlerinden baslayarak Hasidizm, Sabetayciligin etkisiyle asiri hassaslasan resmî Talmudçu Yahudi yetkililerinden büyük direnç görmüstür.

Hasidizm yandaslarinin ritüelik kurallara siki sikiya bagli davranislari, "Rakipler" (Mitnaggedim) tarafindan kabul edilemeyecek bazi özellikler göstermekteydi: Tzaddik'e kosulsuz boyun egmeleri, sinagoglara devamsizlik yaparak kendi aralarinda toplanmalari, dinsel törenlerin degistirilmesi, gündelik giysilerle dua edilmesi, Talmud'un incelenmesi yerine gizemci meditasyonun yeg tutulmasi bu özelliklerin önde gelenleriydi. Yine de, Hasidizm ile Talmudizm arasindaki bu çekisme bir bölünmeyle sonuçlanmadi. Üç nesil boyunca süren çekisme yerini, açikça dile getirilmemis, kendiliginden bir uzlasmaya birakti. Ancak, iki taraf da aralarindaki farkliliklarin silinmemis oldugunun bilincindeydiler. Varilan bu uzlasma, genel olarak Hasidizmin yararina olmasina karsin, Hasidizmin egitim konusunda bazi tavizler vermesine yol açti. Hasidik gruplarin iç örgütlenmeleri, II. Dünya Savasinin Dogu Avrupa Yahudiligi üzerindeki yikici etkilerine karsin, ayakta kalabilmelerini sagladi. Savas sonrasinda, tüm önemli Hasidizm merkezleri Amerika'ya tasinmak zorunda kaldi.

Hasidizm, hem ekonomik nedenler ile, hem de Sionizm'e ve Israil Devletine karsi neredeyse düsmanliga varan tutumundan dolayi, Filistin yerine Amerika'yi tercih etti. Bu gün, Amerika'da Hasidizme bagli en ünlü ve en etken grup, merkezi New York'ta bulunan ve

Rusya'daki taninmis Lyubavichi Hasidizm okulundan adini alan Lubavitcher'lerdir. Sonuç Çagdas Yahudiligin manevî yasami ve düsünceleri üzerinde Kabbala'nin oynadigi rol, eskiye oranla bir hayli azalmis olmasina karsin, hiç de azimsanacak bir düzeyde degildir. Bugün, gerçek anlamiyla yasayan bir Kabbalaci akimdan söz etmek olanakli degildir. Yine de,

Abraham Isaac Kook (1865-1935) gibi yazarlarin kisisel çabalari hâlâ etkili olmaktadir. Ayrica, iki Dünya Savasi arasi dönemde "Batililasmis" Yahudiler üzerinde güçlü bir etki yaratan Martin Buber'i (1878-1965) ve dinsel düsüncenin reformu konusunda Hasidizm propagandasi içeren çalismalarini belirtmek gereklidir.

 Polonyali bir Yahudi olan Abraham Joshua Heschel (1907-1972) de önemli etkinlige sahip kisilerdendir. Yahudi gizemciligi, Yahudiler disindaki uluslarin düsünsel yasamlari üzerinde de etkin olmustur. Özgün amaçlarindan saptirilan Kabbala, Yahudiligin sinirlarini asmis, Rönesans döneminden baslayarak Hiristiyan toplumunda da bazi düsünce akimlarinin dogmasina yol açmistir.

"Hiristiyan Kabbalasi", Ispanya ve Italya'da din degistirip Hristiyanligi kabul eden Yahudilerin etkisiyle, XV. yüz yilda dogmus ve Kabbalaci belgelerde Hristiyan inancinin gerçeklerini buldugunu ileri sürmüstür. Böylece, bir çok Hiristiyan Hümanist düsünür, Yahudi gizemciligi ile ugrasmaya koyulmus ve bazilari Kabbala hakkinda genis bir bilgiye ulasabilmistir.

Bu kisiler arasinda Giovanni Pico della Mirandola (1463-1494), Egidio da Viterbo (1465-1532), Johannes Reuchlin (1455-1522) ve Guillaume de Postel (1510-1581) en önde gelenlerdir. Reuchlin'in kaleme aldigi "De Arte Cabbalistica" (1517) adli yapit, Yahudi olmayanlarin anlayabilecegi bir dille yazilmis olan ilk Kabbala açiklama kitabidir. XVI. Yüz yildaki gizlici (okült) düsünüler, XVII. ve XVIII. yüz yillardaki doga felsefesi, Masonlugun ideolojisini renklendiren bazi motifler ve günümüzde yeniden gündeme gelen gizlici ve teozofik kuramlarin tümü Kabbalaya odaklanmislar, gerçek anlamini ve ruhunu yakalayamasalar da, ondan aktarmalar yapmislardir. 

 

 

FELSEFE

ANASAYFA