[ BiLiM FELSEFESi ]

Sinirlari önceden belirlenmis bir alanda, bilmek amaci ile genel geçer bilgilere ulasmak için sistemli olarak, belli bir yöntemle elde edilen bilgilerdir.

Bilimlerin özelliklerini ve yöntemlerini daha açik görebilmek için öncelikle farklarini bilmek gerekmektedir. Çünkü hem konu hem de yöntem açisindan birbirinden oldukça farkli bilimsel alanlar bulunmaktadir.

Bilimler alanlari, yöntemleri ve sonuçlari açisindan öncelikle iki grupta toplanirlar:

Formel Bilimler (Aksiyomatik bilimler-Normtif bilimler-Ideal bilimler–Disiplinler / Matematik, Geometri, Mantik ) :

Konulari;insan zihninin dogadan soyutlayarak olusturdugu ideal, soyut kavramlardir. (Sayilar, geometrik sekiller, akil ilkeleri vb) Bu nedenle deney yöntemini kullanmazlar. Belli bir kabul edisten ( aksiyom ) yola çikarak; bu genel dogrudan özel sonuçlar çikaran bilimlerdir.

Tümevarim (dedüksiyon) olarak adlandirilan bu akil yürütme; dogru kabul edise göre kesinlik kazanir. Ancak aksiyomlar, yani kabul edisler, farkli olursa bu kez varilan sonuçlar da farkli olacaktir. Örnegin Okildes’ten bu yana kabul edilen ve düzlem kosullarinda geçerli olan geometri dogrulari; bir baska sistem olan uzay geometri için geçerli degildir. Kisaca Formel bilimlerin dogrusu kabul edis sinirlari içinde kesinlik tasirlar.

Baska bir kabul edis sistemi ise yine kendi içinde kesinlik tasimaktadir. Bu açidan bakildiginda; formel bilimler kendi sistemleri içinde dogruluk ve kesinlik tasimaktadir. Ama bu onlarin önemini azaltmaz. Çünkü ancak formel bilimlerin ölçüler ve tutarlik konusunda vardigi noktadan sonra diger bilimler mümkün olabilmistir. Bir baska deyisle formel bilimler diger bilimlerin olmasi için gerekli ve zorunludurlar. Formel bilimler pozitif bilimlerin dilidir. Pozitif bilimlerin özünü olusturan ölçü ancak matematik bilimleri ile mümkündür. Yine bilgilerin kendi içinde tutarliligi ve sonuçlarin dile getirilisleri ile dogrulugunun denetlenmesi ancak mantikla mümkündür.  

Pozitif ( Olgusal ) Bilimler :

Konulari: sinirlari önceden belirlenmis olan somut varlik alanlaridir.

Evrenin belli özellikleri olan bir bölümünü ele alan bu gruptaki bilimler, soyut kavramlar üzerine arastirma yapmazlar. Deneylenemeyen konulari ele almazlar. Konulari içine giren somut varlik alanlarini incelerken genellikle tümevarim (endüksiyon) yöntemini kullanirlar. Tekil dogrulardan yola çikarak, genel dogrulara ulasmaya çalisirlar. Ancak pozitif bilimler bazen (özellikle de insan söz konusu olunca) bilinenden bir tek gerçeklikten yola çikarak ona benzer olan durum için yargiya varirlar.

Yani benzerliklerden hareketle akil yürütürler. Bu yöntem benzesim ( analoji/andirim) olarak adlandirilir.  Tümevarim ve andirim yöntemi ile elde edilen dogru bilgilerden sonradir ki pozitif bilimler, alanlari içinde bir genellemeye varirlarsa; bundan sonra tek olaylar için dedüksiyon yöntemini uygularlar.

Tüm pozitif bilimlerde konularinin gerektirdigi farkli özellikleri dikkate almazsak ayni yöntem kullanilir. Bu yöntem deneysel yöntemdir ve dört ana asamadan olusur.

Varsayim (Hipotez): Ele alinan konuya iliskin geçici açiklamalardir. Bu asamada ileri sürülen sav henüz kanitlanmasi gereken bir tezdir. 

Betimleme : Konunun özelliklerine uygun olarak dogal kosullari içinde izlenmesi, arastirilmasi, ölçümlenmesi ve nedenlerinin arastirilarak betimlenmesi asamasidir.

Deneyleme : Incelenen olayin, dogal durumundan soyutlanarak; laboratuarda, yapay kosullarda ve bilimcinin denetiminde yinelenerek, etkenlerin ve bunlarin neden oldugu degismelerin saptanmasi asamasidir.

Sonuç : Yapilan çalismalardan sonra o konuya iliskin dogru bilgilerin derlenmesi ve açiklanmasidir. Bu asamada iki farkli sonuç çikabilir.

    Kuram ( teori ) : Henüz tüm deney ve arastirmalarin yapilamadigi veya yapilamayacagi durumlarda , ancak hiçbir yanlis örnegin de bulunmadigi sonuçlardir. Izafiyet, kuantum teorilerinde oldugu gibi

    Yasa ( kanun ) : Incelen konuya iliskin tüm deneylerin yapildigi ve çalismalar sonunda kesin sonuçlarin alindigi varilan bilgilerdir. Yerçekimi yasasi gibi.

Pozitif bilimlerin amaci : Pozitif bilimler ele alip inceledikleri alan içindeki nesnel gerçekligin bilgisine varmak için çaba sarf ederken dogal olarak bir amaca sahiptir. Bu amaç en çok tartisilan entelektüel konulardan biridir.

Bilimler bilmek için mi yoksa pratik bazi amaçlar için mi çalismalidir?

Elbette ki her ikisini de hakli kilacak pek çok örnek vermek mümkündür. Ancak bu gün isleyise baktigimizda bilimlerin genel amaçlari için sunlari söylemek mümkündür. Konusuna giren alan içindeki nesnel gerçekligin yasalarini bulmak ve bu alanda meydan gelen olaylari açiklamak

Nedenini bildigimiz olaylar konusunda öngörüde (öndeyi) bulunmak. Yani olaylari onlar gerçeklesmeden önce tahmin etmek.  Bilimin sonuçlari elbette ki bilimin disindaki pek çok çevre kurum veya alan tarafindan farkli biçimde kullanilacaktir. Tam bu noktada bilim etigi (ahlaki) açisindan tartisilacak can alici pek çok soru gündeme gelir.

Bilimin sonuçlari bir grup tarafindan diger insanlarin aleyhine kullanilirsa bunda bilimin ve bilimcinin sorumlugu nedir?

Bu tür tartismalar sürüp giderken; özellikle de gelismis uluslarda bilim ve teknik ayrilmaz bir bütün olusturup, bilimin sonuçlarini hizla ve yayginlikla pratige dönüstürmektedir.

Pozitif bilimlerin türleri : Pozitif bilimler ele alip inceledikleri varlik alaninin özelliklerine göre bu temel yöntemi kendi özellerine göre kullanirlar. Bazi bilimlerde laboratuar olanaklari sinirli hatta olanaksiz olunca , betimleme çalismalarina daha da fazla özen gösterilir. Yine bazi bilimlerde bir insan ömrü deneyleri tamamlamaya yetmemektedir. Iste bu gibi durumlarda ; her bilim kendi kosullarina göre ana çizgiden sapmadan yeni teknikler gelistirerek deneysel yöntemi kullanirlar. Konularin özellikleri yalnizca yöntemi etkilemekle kalmamakta , giderek tüm bir bilime farkli özellikler kazandirmaktadir. Iste bu açidan bakildiginda pozitif bilimler de kendi içlerinde siniflara ayrilmaktadir.

    i) Doga Bilimleri : Konusu cansiz ve canli doga (everen) olan bilimlerdir. Cansiz doga bilimleri konulari geregi daha kesin ve degismeyen bilgilere daha da kolay olarak ulasabilirler. Çünkü cansiz doga hemen hemen hiç degismemektedir. Böyle olunca hem incelemek kolay olmakta hem de varilan sonuçlar çok daha uzun zaman dogru kalabilmektedir. Örnegin Arsimet’in bundan ikibin besyüz yil önce buldugu sivilarin kaldirma gücü yasasi bu gün hala geçerliligini korumaktadir. Astronomi, fizik, jeoloji ve kimya bu bilimlerin basinda yer almaktadirlar.  Ancak ayni kesinlikte ve uzun süreler dogru kalan bilgilere canli doga bilimlerinde rastlamak olanakli degildir. Çünkü canli doga sürekli bir degisim içindedir. Ve dahasi canlilar basamaginin üst siralarina çikildiginda her canli türünün zaman içindeki degisiminin yani sira bireyler arasinda farkliliklar da gündeme gelmektedir. Tüm bunlar canli doga bilimlerinin hem arastirmalarini zorlastirmakta hem de sonuçlarini tartisilabilir kilmaktadir. Ayrica dogru bilgilerde zaman içinde dogruluklarini yitirmektedir. Bu durumda canli doga bilimlerinin temel görevi konulari içindeki degisimleri saptamak ve evrim sürecini açiklamak olmaktadir.

   ii) Insan Bilimleri : Konusu insan olan bilimler canli doga bilimlerinin tüm zorluklarini tasimaktan öte; ayrica insanin özelligi geregi iki temel zorlukla karsi karsiyadirlar. Insan her canli gibi degisir. Ama onun kisilik özellikleri öylesine gelismis ve bireysellesmistir ki insan bilimleri bu nedenle neredeyse genelleme yapamaz duruma düsmektedirler. Yine insanin yasadigi bir baska degisim süreci de diger hiçbir varlikta görülmeyen toplumsal olma özelliginden kaynaklanmaktadir. Hatta bu alanda degisim iki boyutludur. Toplumsal yaniyla insan yalnizca zaman içinde degismemekte ayni zamanda farkli toplumlarda farkli özellikler de tasimaktadir. Iste bu üç boyutlu degisim süreçleri insan bilimlerini daha dikkatli ve özenli olmaya zorlanmaktadir. Tüm bunlara bir de laboratuar olanaksizliklarini eklersek; insan bilimlerinin niçin 19. yy.la kadar beklemek zorunda kaldiklarini daha kolay anlariz.

Pozitif bilimsel bilgilerin özellikleri :

Seçicidir: Sinirlari belli bir varlik alanini konu edinir ve bu sinirlar disina kesinlikle çikmaz.

Kuskucudur : Yalnizca bilim disi açiklamalari degil bilim çevrelerinin yaptigi açiklamalara bile kusku ile yaklasir.

Elestiricidir : Özellikle de var olan bilimsel açiklamalara elestirel bir tavirla yaklasir.

Somuttur : Olgulara dayanir. Var olan gerçeklikleri inceler. Soyut konu ve kavramlarla ugrasmaz.

Nesneldir : Herkes için tek ve degismezdir. Kisiye gruba veya baska ölçülere göre degismez.

Evrenseldir : Nesnel oldugu içindir ki evrenin her yerinde ayni sekilde geçerlidir.

Kollektiftir : Tüm insanligin ortak kültür malidir. Akilcidir : Kendi içinde tutarli akil ve mantik ilkelerine uygun bilgilerdir.

Genelleyicidir : Tek tek olgulardan hareket eder ama genellemelere, genel yargilara ulasir. Siniflama yapar. Benzer olaylari digerlerinden ayirir.

Ölçülüdür : Matematiksel bir dil kullanir. Kesin ölçülerle, sayilarla ile açiklama yapar.

Deneysel ve uygulanabilirdir : Olgusal oldugu içindir ki deneylerle sinanabilirler. Hatta bilimsel bilgiler teknik araciligi ile hayatin farkli alanlarinda her türlü araç ve gerece dönüsürler.

Birikimli olarak ilerler, dinamiktir : Kuskucu ve elestirici tavri bilime her dönem yeni ufuklar açarak onu dinamik bir alan haline getirir.

Bilimsel tavir : Pozitif bilimlerin yukarida saydigimiz özellikleri tasiyan bilgilerine ulasabilmek için onula ugrasan insanlarda bazi temel nitelikler olmak zorundadir.

Bilim çok zevkli keyfli ve bir o kadar da prestijli bir hayat kazandirir insana.

Ancak tüm bunlar için o insanda da birtakim özelliklerin bulunmasi gerekir:

Nesnel tavirli olmak : Bilimle ugrasanlar bilimsel çalismalari sirasinda, her türlü önyargilarindan, inançlarindan, egilimlerinden uzak durmalidirlar. Yansiz ve nötr olmalidirlar. Ve ayrica da metafizik degerlendirmelerin her türlüsünden arinmalidirlar. 

Nedensellik ilkesini benimsemek : “Her olayin yine ayni cinsten ve kendinden önce gelen somut bir nedeni vardi” ilkesini benimseyip çalismalarini ve açiklamalarini bu ilkeye göre yapmalidirlar.

Kuskucu ve elestirel yaklasim : Bilimsel yöntemlerle kanitlanmayan savlara kusku ile bakmalidirlar.

Sabirli olmak : Nesnel gerçegi ararken aceleci davranip, yeterli çalisma ve denetimleri yapmadan açiklama yapmamalidirlar. Dogru sonuçlara ulasmak için bikmadan usanmadan ve titiz olarak ugrasilmalidir.

Düsünce dürüstlügü : Dogrulugu bilimsel yöntemlerle kanitlanmis bilgileri ne bireysel çikar ugruna kullanmak, ne de bir takim güçlerden korkarak inkar etmek hatta saklamak/susmak ya da kötüsü inkar etmek bilimsel dürüstlüge sigmaz.

Hosgörülü olmak : Tüm bu özellikleri içinde barindirip bir potada eritebilen bilge bir kisilikle ölçülü seviyeli ve tahammüllü bir hayat sürmek.

Felsefenin Bilimlere Yaklasimi :

Bilimlerle ve onlarin gelisimi ile çok yakin ve organik iliski içinde olan felsefe; tarihi gelisim süreci içinde ayriliklar tasisa da bilme belli ortak bir bakis açisi içinde olmustur. Bu açi onlarin gelismesine , yöntem ve ilkeler açisindan yardimci olmak, bilimlerin kullandigi kavramlarin anlam içerigini tartismak ve belirlemek, bilimin vardigi sonuçlarin dogruluk degerlerini irdelemek ve bu sonuçlardan sonra tavrini gözden geçirip kendine yeni ufuklar açmaktir.

Bir dönem tümü kendi içinde yer alan bilimlerin tek tek felsefeyi terk edip kendi ayaklari üzerinde varolmaya baslamasina da yine felsefenin içinden çikan bilim adamlari önayak olmuslardir. Ancak bu dogal olarak bilimlerin bir süre daha su ya da bu ölçüde metafizigin etkisinde kalmasinin da nedeni olmustur.

Felsefenin bilimle iliskisi pozitif bilimlerin felsefeden ayrilip, kendi ayaklari üstünde durmayi basardiklari 19 ve 20 yüzyilda çok daha netlesmistir. Bu dönemden sonra felsefe bilim üzerine düsünüp, bilimlerin mantigini kurmaya daha çok zaman ayirmistir. Bu nedenle de bilim ve mantikla çok daha önceden de ilgilenmesine ragmen, felsefenin bilimle ilgili alt dali olan BILIM FELSEFESI’nin miladi bu yüzyillar kabul edilir.

Bu dönemin en çok sözü edilen konusu da felsefenin kendisinin da metafizikten arinip bilimsel olmasi gerekliligi olmustur.

Bilimin Tarih Içindeki Gelisimi Birçok sosyolog ve antropolog ilkel toplumlarinin büyücülerini ilk bilimciler olarak kabul ederler. Ancak insanlik tarihinde bilimin baslangici olarak yazininda bulundugu Mezopotamya ve Misir uygarligi kabul edilir.

 Bu dönemde özellikle geometri, matematik ve astronomi tarimsal üretimin gerek duydugu bilgileri pratik olarak çözümlemistir.

Baslangicinda bilim pratik amaçlara dayaniyordu, bir de din adamlari sinifina. Yani bilgiler din adamlarinin tekelinde bulunuyor bir anlamda ilkel büyücülük sürüyordu. Bölük pörçük bilgiler vardi ama belli bir sistematigi henüz yoktu bilimlerin.

Bilimsel çalismalarin pratik kaygilarin ötesine geçisi; Ege uygarligi ile gerçeklesti. Tam da Felsefenin dogdugu çaga. Bu dönemde matematik, geometri ve astronominin yanina fizik ve biyolojiyi ve simya biçimi ile kimyayi da eklemek olasi. Ancak bu dönemin tabiat (doga) bilimleri önemli metfizik izler tasimaktadir. Thales’in tüm evreni canli saymasi gibi. Bu dönemde özellikle matematik bilimleri alaninda bu günde geçerliligini koruyan büyük basarilar elde edilmistir. (Thales teoremi, Pisagor bagintisi, Öklit Geometrisi, Arsimed yasasi gibi) 

Orta çagda her alanda oldugu gibi bilim alaninda da dinin egemenligini ve buna bagli olarak da duraklamayi görürüz. Bilimin temel özelligi olan özgür düsünce ve elestiri bir yana itilince bilimde iyice metafizik batakligina sürüklenmistir.

Hiristiyan orta çaginin iyice tutuculastigi dönemde, yeni din Islamiyet yeni olmanin getirdigi dinamikle bilime biraz daha hosgörülü bakinca, bilimin merkezi yine orta doguya kaymistir. Ancak bu dönem Islam düsünürleri de tipki Hiristiyanligin ilk döneminde oldugu gibi Idealist bir tavirla bilime ve felsefeye yaklasarak, bir anlamda bir tekrardan öteye geçememislerdir. Bilimde ve insanlik tarihinde yenilesme ve ilerleme bir baska bahara kalmistir. 15 ve 16 yüzyilda Reform ve Rönesans’la baslayan degisim süreci; 17 ve 18 inci yüzyilda Aydinlanma ile yükselen dinamik olmus, 19 ve 20 nci yüzyilda sanayilesme ile degisim doruga varmistir. Içinde bulundugumuz 21 inci yüz yil ise bilimin altin çagi olacakmis gibi görünmektedir.  Kilisenin resmi ideolojisini sarsan ilk bulgular 16 ve 17 yüzyilda astronomiden gelmistir.

Ilkçag düsünürü Batlamyus’ un kilise tarafindan tanri söylemine dönüstürülen Dünya merkezli evren anlayisina karsi; Kopernik, Kepler, Bruno ve Galile Günes merkezli evreni koyunca kizilca kiyamet kopmustur. Bunun bedeli cezalandirilan bilim adamlari tarafindan ödeniyor görünse de en büyük bedeli etkisini yitiren metafizik anlayislar ödemislerdir. Astronomiyi Fizik ve Biyoloji izlemistir.

18 inci yüzyilda Newton’la fizik maddenin sakinimi yasasini açiklayarak hiçbir seyin yoktan var olmadigini ve yok olmayacagini söylerken, Mendelson hem de kilisenin arka bahçesinde dogal olmayan yollardan yapay bezelyeler üretiyordu.

19 uncu yüzyil insan bilimlerinin yüzyili oldu. Psikoloji ve Sosyoloji pozitif birer bilim olarak mistik ve metafizikten uzaklastilar.

20, yüzyil bilimin disindaki odaklardan çok kendi içinde hesaplasmasi ile geçti.

Einstein ve Plank’la Fizik Newton’u asti. 

Günümüz ise kimilerine göre iletisim ve teknolojinin kimilerine göre ise “genom”la biyolojinin çagi; ama daha da önemlisi bilimin altin çagi degil mi?