|
|
Aslında
sorun, varlıklar sıralamasında insanın yerini ne
almalıdır sorunu değildir. Sorun, hangi tip insanın,
daha yüksek değerlidir, yaşamaya daha değerdir, geleceği
daha sağlamdır diye yetiştirilmesi gerektiği, istenmesi
gerektiği sorunudur.
Bu yüksek değerli
tip bundan önce de sık sık ortaya çıkmıştır. Ama mutlu
bir rastlantı olarak, istisna olarak, hiçbir zaman
istenerek değil. Tersine, daha çok korkulmuştur ondan,
şimdiye dek korkunç olanın ta kendisidir neredeyse. Ve
bu korkudan dolayı da onun karşıtı olan tip istenmiş,
yetiştirilmiş, elde edilmiştir: Evcil hayvan olan, sürü
hayvanı olan, hasta hayvan olan İnsan-Hristiyan. |
|
Hristiyanlığı
cicileyip bicileyip, allayıp pullayıp, bu yüksek tip
insana karşı ölümüne bir savaş verilmiştir. (...)
Hristiyanlık bütün zayıfların, düşkünlerin, nasibi
kıtların yanını tutmuş, güçlü yaşamın ayakta duruş
koşullarının çelişiğinden bir ideal çıkmıştır.
Tinselliğin en üst değerlerinin günahkarlık, sapıklık,
ayartılma olarak duyulmalarını öğreterek, tinsel
bakımdan güçlü doğalıların bile akıllarını
yozlaştırmıştır. En sefil örnek Pascal'ın yozlaşması,
aklının kalıtsal ilk günah tarafından yozlaştırıldığına
inanan Pascal'ın: oysa hristiyanlığından başka bir şey
değildi aklını yozlaştıran !
(Blaise Pascal:
Matematikçi, gök-bilimci, felsefeci. Ömrünün son
yıllarında kendini tanrıya adadı ve tanrıyı tanımak için
felsefecilere değil peygamberlere inanılması gerektiğini
öne sürdü.) |
|
Bir
canlıya, içgüdülerini yitirmişse, kendine zararlı olanı
yeğliyorsa, yozlaşmış derim. (...) Güç isteminin eksik
olduğu yerde düşüş vardır. Savım, insanlığın bütün en
üst değerlerinde bu istemin eksik olduğudur. (...)
Hristiyanlığa acımanın dini denir. Acıma, yaşam
duygusunun gücünü arttıran gerilim verici duyguların
karşıtı bir duygudur; çöküntü verici bir etkisi vardır.
Acıma yoluyla güç eksilmesi yoğunlaşır, çeşitlenir. Acı,
acıma yoluyla bulaşıcı hale gelir. (...) Acıma,
gelişmenin yasasını büyük çapta etkisiz kılar, çeler.
(...) Yeniden söyleyeyim; bu çöküntü verici ve bulaşıcı
içgüdü, yaşamın ayakta durmaya ve değer yükselişine
yönelik içgüdülerini çeler, siler, etkisiz kılar;
böylelikle sefillerin koruyucusu olduğu kadar sefaletin
çoğaltıcısı da olur. |
|
Ne
ahlak, ne din, Hristiyanlık içindeki biçimleriyle,
gerçekliğin herhangi bir noktasıyla ilintilidir. Bir
sürü hayali neden, (tanrı, ruh, ben, tin, özgür istem -
ya da özgür olmayan istem) bir sürü hayal etki, (günah,
kurtuluş, takdir, ödek, günahların bağışlanması) hayali
varlıklar (tanrı, tinler, ruhlar) arasında bir
alışveriş: hayali bir doğabilim, hayali bir psikoloji
(bir sürü kendini yanlış anlama, bazı genel hoş ya da
nahoş duyguların, örneğin nervus sympathicus
durumlarının, dinsel -ahlaksal sapkınlıklarının simge
diliyle yorumlanması- pişmanlık, şeytanın ayartısı,
tanrının yakınlığı) hayali bir ereksellik (kıyamet,
ebedi hayat.)
Bu saf uydurmalar
dünyası ile düşler dünyası arasında da, birincisinin
aleyhine, dağlar kadar fark vardır; düşler dünyası,
gerçekliği tersinden de olsa yansıtır, oysa bu kurgular
dünyası gerçekliği sahteleştirir, değersizleştirir,
değiller. "Doğa" kavramı tanrının karşıt kavramı olarak
ayarlanınca, "doğal" sözcüğü günahkar anlamına gelmek
zorundaydı, bütün bu uydurmalar dünyası, köklerini,
doğal olana -gerçekliğe- karşı nefrette buluyordu. |
|
Hristiyan
tanrı kavramı -hasta tanrısı olarak tanrı, örümcek
olarak tanrı, tin olarak tanrı- yeryüzünde ulaşılmış en
yoz tanrı kavramlarından biridir; belki de tanrı tipinin
batış sürecindeki en düşük seviye işaretini temsil eder.
Tanrının yaşamın aydınlanması ve belki evet'i olmak
yerine, yaşamı çelecek kadar yozlaşması ! Tanrıda
yaşamın, doğanın, yaşama isteminin düşman ilan edilmesi
! Tanrının, "dünyeviliğinin" her türlü yalanlanması
için, her türlü "öte dünyalık" yalanı için, formül
haline gelmesi ! Tanrıda hiç'in tanrısallaştırılması,
hiçlik isteminin tanrısallaştırılması ! |
|
Hristiyanlıkta
aşağılanmış ve ezilmişlerin içgüdüleri ön plana çıkar:
Burada kurtuluşlarının peşine düşenler, en alt
katmanlardır. Burada meşgale olarak, can sıkıntısına
karşı ilaç olarak, özeleştiri, vicdan engizisyonu
uygulanır: Burada tutkular adına "tanrı" denen bir güçlü
karşısında sürekli uyanık tutulur, (dua yoluyla):
Burada, en yüksek olan erişilmez sayılır, bağış sayılır,
lütuf sayılır. (...) Yine Hristiyanca olan bir şey, hem
kendine hem başkalarına yönelen belirli bir hunharlık
duygusu, başka türlü düşünenlere karşı bir nefret, peşe
düşüp kavuşturma isteğidir. (...) Hristiyanlığın
temelinde Doğu'ya ait bazı incelikler vardır. Her şeyden
önce bilir ki, bir şeyin kendi başına doğru olup
olmadığı hiç farketmez, ama buna doğrudur diye
inanılması, son derece önemlidir. (...) Örneğin günahtan
kurtulduğuna inanmak mutluluk veriyorsa, bunun için
gerekli olan, insanın günahkar olması değil, kendini
günahkar hissetmesidir. |
|
Nedir
Yahudi ahlakı, nedir Hristiyanlık ahlakı ? Rastlantının
suçsuzluğunun katledilmesi, mutsuzluğun "günah"
kavramıyla kirletilmesi, kendini iyi hissetmenin
tehlike, kendini fizyolojik olarak kötü hissetmenin
vicdan kurdunca zehirlenmesi. (...) Çoktan bellidir
aslında: Bütün bozukluk insanların "kutsal kitap"a
yabancılaşmış olmasındandır. Daha Musa'ya bile inmişti
"tanrının iradesi". Ne olmuştu ? Rahip, kesinlikle, en
küçük kılları kırka yararak, kendisine verilecek en
büyük ve en küçük vergilere varasıya (en leziz et
parçasını da unutmadan, çünkü rahip biftek tıkınır) tek
bir seferde formüle etmişti neyi elde etmek istediğini.
"Tanrının iradesinin" ne olduğunu. Artık bundan sonra,
yaşam işleri öyle düzenlenmiştir ki, rahip her yerde
onsuz edilemezdir; yaşamın en doğal olayında, doğumda,
evlenmede, hastalıkta, ölümde (kurbanlardan, "ekmeğin
bölünmesinden" hiç söz etmiyoruz), bu kutsal asalak
orada hazır ve nazırdır ... bütün bu işleri
doğallıklarından çıkarmak, onun dilinde "kutsamak" için. |
|
Bir
noktada iç çekişimi bastıramıyacağım. Öyle günler vardır
ki, en kara sevdadan daha kara bir duygu gelir, başıma
dikilir. İnsan horgörüsü. Ve neyi horgördüğüm, kimi
horgördüğüm konusunda hiçbir kuşkuya yer bırakmamak
için: bugünün insanıdır bu, benim, yazgım sonucu
zamandışı olmak zorunda kaldığım insan. Bugünün insanı
boğuyor beni, onun pis kokulu nefesi. Geçmiş karşısında,
bütün bilgi adamları gibi, büyük bir hoşgörü taşırım.
Binlerce yılın tımarhane dünyalarını gezerim de, hüzünlü
bir dikkatle bunlara "hristiyanlık", "hristiyan inancı",
"hristiyan kilisesi" derim. İnsanlığı bunların ruh
hastalıklarından dolayı sorumlu tutmaktan kaçınırım.
Oysa, yeni zamanlara, bizim zamanımıza adım atar atmaz,
duygum ters yüz olur, dayanamaz, patlar. Bizim zamanımız
bilgilidir... Eskiden yalnızca hastalık olan, bugün
namussuzluktur. Ve iğrenmem de buradan başlar. Çevreme
bakıyorum: bir zamanlar "hakikat" denen şeyin tek bir
sözü bile kalmamış ortada; bir rahip "hakikat" sözcüğünü
daha ağzına alınca, dayanamaz hale geliyoruz.
Dürüstlükle en ufak alışverişi olan kişi, bugün bilmek
zorundadır ki, bir tanrı-bilimci, bir rahip, bir papa
söylediği her cümleyle yalnızca yanılıyor değil, yalan
söylüyordur, artık elinde de değildir "masumca",
"cahilce" yalan söylemek. Rahip de herkes gibi bilir
artık tanrının olmadığını, günahkarın olmadığını,
kurtarıcının olmadığını, özgür istemin, ahlaki dünya
düzeninin yalanlar olduğunu. (...) Kilisenin bütün
kavramlarının ne olduğu artık ortaya çıkmıştır. En
berbat kalpazanlıklar oldukları, doğayı, doğal değerleri
değersizleştirmek amacını taşıdıkları; rahibin
kendisinin de ne olduğu ortada: en tehlikeli asalak
türü, yaşamın sahici zehirli örümceği. |
|
Geri
dönüyorum. Hristiyanlığın sahici tarihini anlatıyorum.
Daha "hristiyanlık" sözcüğü bile bir yanlış anlamadır.
Aslında, tek bir hristiyan vardı, o da çarmıhta öldü.
"Evangelium" çarmıhta öldü. O andan başlayarak
"evangelium" adını alan her şey, daha o anda onun
yaşadığının karşıtıydı. (...) Yalnızca hristiyanca bir
pratik, çarmıhta ölenin yaşadığı gibi yaşanmış bir yaşam
hristiyancadır.
(Ne benzerlik !
Aynı şeyler islam dünyası için de geçerli değil mi ?
Medineli gündelikçi bir kadının oğlu olduğunu vurgulayan
peygamber, ölümünden yıllar sonra "alemlere rahmet" olan
en yüce insan olarak anılmaya başlandı. Allah önce onun
temiz ruhunu yaratmış, ardından da bizim gibi süfli
varlıklara sıra gelmişti. Peygamberin ölümünün hemen
ardından iktidar kavgası başladığında, henüz çocuk
yaşında peygamberin koynuna giren Aişe onun yeleklerini
koklayıp şöyle diyecektir: "Daha elbiselerinin
üzerindeki kokun duruyor; fakat şimdiden şeriatın eskidi
!" Bugün de yeryüzünün dört bir köşesindeki milyarlarca
müslüman onun ana rahmine düştüğü, tanrı katına vardığı
günü kutluyor ve ona yakın olabilmek için seccadeleri
eskitiyorlar. Ne üstün bir deneyim ! Salya sümük ağlamak
yerine kendi hayatlarına ve kaderlerine cesaretle sahip
çıkabilselerdi İslam diyarları pislik ve entrika
yuvaları olmazdı.) |
|
(Nietzsche İsa'nın çarmıha gerilişini anlattıktan sonra
şöyle devam eder)
Ve
o andan başlayarak şaçma bir sorun çıktı ortaya: "Nasıl
olabildi de tanrı buna izin verdi ?" Buna küçük
topluluğun çarpılmış aklı bir o kadar korkunç saçmalıkta
ki yanıtı buldu: Tanrı, oğlunu günahların bağışlanması
için kurban vermişti. Nasıl da tek bir vuruşta sonu
gelmişti Evangelium'un. Suça karşılık kurban düşüncesi,
hem de en iğrenç, en barbarca biçimiyle: Suçlunun
günahları için, suçsuzun kurban edilmesi ! Ne denli
tüyler ürpertici bir putataparlık ! Oysa İsa "suç"
kavramının kendisini yok etmişti. Tanrı ile insan
arasındaki uçurumu yadsımış, tanrı ile insan arasındaki
o birliği kendisi "iyi haber" olarak yaşamıştı. Kendi
ayrıcalığı olarak değil ! |
|
İncil'in
başında duran ünlü öykü sahiden anlaşıldı mı acaba ?
(...) Anlaşılamadı. (...) Can sıkıntısıyla tanrılar bile
başedemez. Ne yapsın ? İnsanı icad eder. İnsan
eğlendiricidir. Ama gelin görün ki, bu kez de insanın
canı sıkılmağa başlar. Tanrı bütün cennetlerinin tek
derdi konusunda son derece anlayışlıdır. Hemen başka
hayvanlar yaratır. Tanrının ilk hatası: İnsan için
hayvanlar eğlendirici değildir. O zaman da tanrı, kadını
yaratır. Ve sahiden de işte, artık can sıkıntısının sonu
gelmiştir. Ama başka şeylerin sonuyla birlikte ! Kadın,
tanrının ikinci hatasıdır. Kadın, özü bakımından
yılandır. Ne olmuştur ? Yaşlı tanrıyı bir cehennem
korkusu sarar. İnsanın kendisi onun en büyük hatası
olmuştur; kendine bir rakip yaratmıştır; bilim
tanrısallaştırılır. İnsan bilimsel hale gelince
rahiplerin ve tanrıların sonu gelir. Tek yasaklanacak
olan odur. Ancak "bilmeyeceksin"; gerisi kendiliğinden
gelir. İnsan düşünmemelidir. Dertler, insanın
düşünmesine izin vermez. Ve bütün bunlara rağmen, heyhat
! Bilgi yapıtı kule olur, yükselir, gökleri kuşatır,
tanrıların sonunu haber vermeye başlar. Ne yapmalı ?
Yaşlı tanrı savaşı icad eder, halkları birbirinden
ayırır, insanların birbirlerini karşılıklı olarak yok
etmelerini sağlar. Savaş, bilim barışını da bozar. Ama
inanılası değil, bilgi, rahiplerden bağımsızlaşma savaşa
rağmen artmaktadır. Ve son bir karar verir yaşlı tanrı:
"insan bilimsel oldu çıktı, başka çare yok, onu sulara
boğup öldürmek gerek !" |
|
Bir
konuda şehit verilmiş olması, o konunun doğruluğunun
kanıtlanmasında yardımcı olmaktan öylesine uzaktır ki,
herhangi bir zaman doğruluk ile herhangi bir alışverişi
olduğunu yadsımak geliyor içimden. Bir şehidin doğru
saydıklarını dünyanın kafasına vuruş biçimi bile
öylesine bir güdüklük dile getirir ki, kişinin bir
şehidin söylediğinin yanlış olduğunu kanıtlaması bile
gerekmez. Doğruluk birinin sahip olduğu ve bir
başkasının da sahip olmadığı bir şey değildir. (...)
Şehit olarak ölmek, bu arada söyleyeyim, tarih için
büyük bir şanssızlık olmuştur. Bu, baştan çıkarmıştır.
(...) Şehitler doğruluğa zarar vermişlerdir. Bugün bile
en kaba tarikatçiliğin belli bir saygınlığa ulaşması ve
şan elde etmesi için tek bir kaba kovuşturmaya uğraması
yetiyor. Ne yani ? Birisi onun için yaşamını terkediyor
diye bir şeyin değerinde değişiklik mi meydana geliyor ?
(...) Kanla işaret koyarlar yürüdükleri yollara,
ahmaklıkları da onlara öğretir ki, kişi kanla hakikati
kanıtlar. Oysa kan en kötü tanığıdır hakikatin, kan en
saf öğretiyi bile zehirler, yürek çılgınlığına, yürek
nefretine dönüştürür. |
|
Hristiyanlık
bizi antik kültürün mirasından etti, daha sonra bir kez
daha Müslüman kültürün mirasından etti. İspanya'nın
harika Mağribi kültür dünyası, bizim için temelde, Roma
ve Yunanistan'dan daha akraba, bizim duyum ve beğenimize
daha yakın olan bu dünya, ayaklar altında ezildi. Çünkü,
soylu, erkekçe içgüdülerden kaynaklanıyordu, çünkü
yaşama evet diyordu, hem de Mağrip yaşamının nadide ve
rafine hoşluklarıyla ! Sonradan haçlılar, önünde toza
toprağa yatmaları, onlara daha yaraşacak bir şeyle
savaştılar. Bir kültürle ki bizim 19. yüzyılımız bile
onun karşısında pek fukara, pek "geç" kalsa gerek. Tabii
istedikleri talandı: Doğu, zenginlikti ... Yansız olalım
en azından ! Haçlı seferleri: yüksek bir korsanlık !
Başka birşey değil ! |
|
Bununla
sonuca varıyor, yargımı bildiriyorum: mahkum ediyorum
hristiyanlığı ! Ona şimdiye dek herhangi bir savcının
ağzından çıkan en korkunç suçu yöneltiyorum. O benim
için düşünülebilir yozlukların en yükseğidir, olanaklı
en son yozluğun istemi olmuştur. Hristiyanlık kilisesi
yozluğa bulaşmadık hiçbir şey bırakmamıştır; her değeri
bir değersizlik, her tarikatı bir yalan, her dürüstlüğü
bir ruh alçaklığı şekline sokmuştur. (...) Bunlardır
bence katkıları Hristiyanlığın ! Kilisenin biricik
etkinliği olarak asalaklık, uçukbenizlilik,
"kutsanmışlık" idealiyle, her kanı, her sevgiyi, her
yaşam umudunu emip yutmak; her gerçekliği değilleme
istemi olarak .... öte dünya; şimdiye kadar kurulmuş en
büyük yeraltı komplosunun nişanesi olarak, haç :
sağlıklılığa karşı, güzelliğe, nasipliğe, yürekliğe, ruh
iyiliğine karşı, yaşamın kendisine karşı... |
|
Hristiyanlığı
mahkum eden bu sonsuz iddianameyi bütün duvarlara
yazacağım, duvarı olan her yere, körlerin de göreceği
kıvrak harflerim vardır benim. Hristiyanlık diyorum, tek
büyük lanet, tek büyük içsel yozluk, ... tek büyük
intikam içgüdüsüdür, diyorum, tek silinmez utanç lekesi
insanlığın... |
|
HRİSTİYANLIĞA
KARŞI YASA
Günaha karşı
ölümüne savaş.
Günah,
Hristiyanlıktır. |
|
Madde
bir - Doğaya her türden aykırılık günahtır. En günahkar
insan rahiptir; o, doğaya aykırılığı öğretir. Rahipe
gösterilecek olan nedenler değil, tımarhanedir. |
|
Madde
iki - Herhangi bir tanrıya tapınma ayinine katılmak kamu
ahlakına tecavüzdür. Protestanlara, Katoliklere
davranıldığından daha katı; Liberal Protestanlara da,
dini bütünlere de daha katı davranılmalıdır. Hristiyan
olmaktaki suçluluk derecesi, bilime yakınlık derecesine
göre artar. Dolayısıyla suçlunun suçlusu filozoftur. |
|
Madde
üç - Hristiyanlığın yılan yumurtalarını kuluçkaya
yatırdığı yerler, yerle bir edilmelidir ve yeryüzünün
rezalet yerleri olarak geleceğin korkulu ibret
vesileleri olsunlar diye korunmalıdır. Buralarda zehirli
yılanlar yetiştirilmelidir. |
|
Madde
dört - Saffet vaazetmek, doğaya aykırı olmaya kamusal
bir kışkırtmadır. Cinsel yaşamın her horlanması,
"kircilik" kavramıyla her kirletilmesi, yaşamın kutsal
ruhuna karşı işlenmiş birer günahtır. |
|
Madde
beş - Bir rahiple aynı masada yemek yemek kusturur; kişi
kendini doğru-dürüst insanlar topluluğundan afaroz etmiş
olur. Rahip, bizim şandalamızdır. Onu kanun kaçağı ilan
etmeli, açlığa mahkum etmeli, bir tür çöle sürmelidir. |
|
Madde
altı - "Kutsal tarih", layık olduğu adla "lanetli
tarih" adıyla anılmalı, "tanrı", "mesih", "kurtarıcı",
"aziz" sözcükleri küfür olarak, canilere takılan adlar
olarak kullanılmalıdır. |
|
Madde
yedi - Gerisi kendiliğinden gelir.
 |
|