|
Bergson, Henri 1859-1941 yillari arasinda yasamis olan çagdas düsünür. Temel Ilkeler: Temel eserleri arasinda Essais sur les Donnees immediates de la Conscience (Bilincin Dolayimsiz Verileri Üzerine Denemeler), Matiere et Memoire (Madde ve Bellek), Les Deux Sources de la Morale et de la Religion (Ahlak ve Dinin Iki Kaynagi) ve L'Evolution creatrice (Yaratici Evrim) gibi kitaplar bulunan Bergson, Almanya'da dogup gelismis olan idealist yasama felsefesinin Fransa'daki temsilcisi olarak taninir. Ayni zamanda, süreç felsefesi adi verilen felsefe türünün de en önemli temsilcilerinden olan Bergson, pozitivizmin ya da oldukça dar bir çerçeve içinde kalan bilimsel yorumlarin iddialarina siddetle karsi çikarken, insani ve tinsel degerlerin önemini vurgulamistir. O, iste bu çerçeve içinde, 20. Yüzyilda gelisen akla karsi baskaldirinin önemli öncülerinden biri olmak durumundadir. Baska bir deyisle, ondokuzuncu yüzyilda ortaya çikan maddecilik dirimselcilik karsitligindan yogun bir biçimde etkilenen Bergson, bilimin bulgularini özü itibariyle bilimsel olmayan bir gerçeklik anlayisina ulasmak için kullanmistir. Metafizigi, dinamizm ve sürekliligin önemini vurguladigi, aklin gerçekligin yapisini bilmeye yetili olmadigini dile getirdigi için, Bergson Romantik gelenek içinde yer alir. Baska bir deyisle, diskürsif düsüncenin ve dolayisiyla, tüm determinizmi ve mekanizmiyle bilimin kapsami ve açiklama alaninin oldukça dar olduguna dikkat çekmis ve yasam fenomeni, bilinç ve özgürlügün sadece ve sadece dolayimsiz sezgi ile anlasilabilecegini öne sürdügü için, Bergson ayni zamanda yasam felsefesinin 20. Yüzyildaki en önemli temsilcisi sayilabilir. Metafizigi: Gerçekligin sezgi yoluyla bilinebilecegini savundugu için ondokuzuncu yüzyil Alman düsünürü Schopenhauer'a çok yaklasan Bergson, bununla birlikte, bir ilerleme ögretisi olarak evrim teorisini çok ciddiye alip metafizigine temel yaptigi için, onun kötümserligini paylasmaz. Ilk arastirmalarini zihin ve beden arasindaki iliski konusuna ayiran filozof, zamaninin bu konudaki gözde ögretisi olan psiko-fizyolojik paralelizme, yani her psikolojik olguya onu belirleyen fizyolojik bir olgunun karsitlik geldigini dile getiren ögretiye siddetle karsi çikmistir. Bergson, bu baglamda bellegin, ve dolayisiyla zihin ya da ruhun bedenden bagimsiz oldugunu ve amaçlarini gerçeklestirebilmek için bedeni kullandigini öne sürmüstür. Yasam düsüncesini incelerken, evrimin gerçekligini kabul eden, onu kesin olarak belgelenmis ya da kanitlanmis bir teori diye gören Bergson, evrimin mekanist bir tarzda gelismeyip yaratici oldugunu iddia etmistir. O, bu gelisme sürecinde, biri içgüdü, digeri de zeka yoluyla gelisen iki çizgi bulundugunu söylemis ve bunlardan her ikisinin de, evrenin her yerinde is basinda olan yasam atiliminin eseri oldugunu savunmustur. Bilgi Görüsleri: Bilgi görüsünde, rasyonel düsünceye güvenmeyen, kuru bir akilcilik ve bilimcilige karsi çikip, bunun yerine sezgiyi temel alan Bergson, bilincin her zaman bir seyin bilinci oldugunu, bizim dogrudan ve aracisiz olarak yalnizca kendi tecrübemizi bilebilecegimizi ve dolayisiyla en iyi ve en yetkin bir biçimde kendi bilinç akisimizi ve süreyi idrak edecegimizi belirtmistir. Bu ise, kavramsallastirilabilen bir bilgi degildir; yani, bu, akil ve analiz yoluyla degil de, ancak yasanarak, ve sezgi yoluyla bilinebilir. Baska bir deyisle, Bergson felsefesinde öncelikle, kavramsal bilgiye siddetli bir elestiri yöneltmistir. Kavramlarin sürekli ve dinamik bir gerçekligi, onu statik hale getirmek ve bölmek suretiyle çarpittigini öne süren Bergson, 'biricik' olan gerçeklikle ilgili hakikatlerin kavramsal yolla söze dökülemez, ifade edilemez oldugunu söylerken, bir yandan da bizi gerçekligin özüne götürecek bilgi türü olarak sezgiden söz etmistir. Bilimi reddetmeyen, fakat bilimsel bilginin en önemli bilgi türü olarak görülmesine karsi çikan Bergson'a göre, gerçeklige nüfuz eden, nesnelerle dogrudan ve aracisiz bir temas kuran baska bir bilgi türü daha vardir. Bu bilgi dile getirilemez, söze dökülemez. Bu bilgiye, en azindan bilimsel bilgi kadar önem ve deger verilmesi gerektigini öne süren Bergson, analiz adini verdigi bilimsel, rasyonel bilginin karsisina, sözcüklerle dile getirilemez olan sezgiyi geçirmistir. Bergson'a göre, sezgi bize, gerçekligin semasini degil de, bizzat kendisini bilme olanagi verir. Su halde, Bergson bir seyi bilmenin iki yolunu birbirinden ayirir. Bu yollardan birincisi bizi bilinecek nesnenin çevresinde hareket ettirir, oysa ikincisi nesneye nüfuz etmemizi saglar. Birincisinden elde edilen bilgi, nesneyi gözlemledigimiz bakis açisina baglidir; dolayisiyla, bu bilgi göreli bir bilgidir. Buna karsin, ikincisinde nesneyle dogrudan bir temas içinde olur ve herhangi bir bakis açisinin sinirlamalarindan kurtuluruz. Burada nesneyi gerçekte oldugu sekliyle kavrariz. Bunlardan birincisi analiz, ikincisi sezgidir. Sezginin bize gösterdigi gerçeklik nedir? Bergson bu konuda aradigi ipucunu kisinin kendi dogasina iliskin sezgide bulur. Ona göre, kendi içimize dönüp baktigimizda tecrübe ettigimiz sey, degisen haller veya özellikleri degisen seyler degil de, degismenin bizzat kendisi, süre ve yasamdir. Sezgi yoluyla bilinen benden hareket eden Bergson, burada kalmayip daha sonra dünyanin ayni süreden meydana geldigini iddia etmistir. Baska bir deyisle, gerçekligin bilimin varsaydigi gibi, madde olmadigini göstermeye çalisan, doganin, bilimin söyledigi gibi, yalnizca mekan içindeki maddi cisimlerden olusmadigini savunan Bergson, insanlarin mekanla düsünmeye çalistiklari için, maddecilige egilimli olduklarini iddia etmistir. Oysa, zaman mekandan daha temel olup, bütün gerçekligin özü zamandir, süredir. Anlamamiz gereken seyin, zamanin bir birikim, bir büyüyüp gelisme, bir süre oldugunu belirten Bergson, bir adim daha ileri giderek, sürenin yalnizca akip giden bir sey olmakla kalmayip, yaratici oldugunu savunur. Baska bir deyisle, süre görünüsün gerisindeki gerçeklik, bilimlerin arastirdigi gözle görülür empirik dönüsümlerin gerisindeki esas nedendir. Buna göre, türlerin evrim geçirdigi hipotezini dogrulanabilen deneysel bir hipotez olarak benimseyen Bergson, buradan bütün bu evrimsel gelismenin gerisindeki esas gücün, temel nedenin süre oldugu metafiziksel tezine geçmistir. Bergson'a göre, gerçekten varolan sey madde, cansiz varlik degildir; gerçeklik süredir ve bunu yalnizca sezgi kavrayabilir. Zaman bir birikimdir. Gelecek hiçbir zaman geçmisin ayni olamaz, zira her adimda yeni bir birikim ortaya çikar. O bilinçli bir varlik için var olmanin degismek oldugunu kabul eder, zira degismek demek olgunlasmak demektir; olgunlasmak ise, sonsuzca kendi kendini yaratmak demektir. Bu, yalnizca bilinçli insan varligi için degil, fakat bütün gerçeklik için böyledir. Bergson gelismeyi, ancak süre olarak anladigimiz takdirde açikliga kavusabilecegimizi savunur. Ona göre, insan iste bu yasamda maddeyi yener, mekanin sinirlarinin üstüne çikar ve içinde salt süreyi yasar. Insan kendisini bütün benligiyle bir ise verdigi zaman da ayni seyi duyar. Geçmis, sürekli olarak bugüne ve gelecege dogru akar. Iste, bu biricik gerçeklik olarak süredir. Bergson'a göre, süreyi yasayabilmemizin kosulu bellektir. Bellek zaman araliklarini yener, geçmis, simdi olarak yasanir. Süreyi bütünlügü içinde yakalayiveren ise sezgidir.
|