ÇÖL BÜYÜYOR

 

15 Ekim 1844'te Leipzig'e yakin Roecken kasabasinda dünyaya geldi. Ilkokulu bitirdikten sonra, Fichte'nin, Schelling'in yetismis oldugu ünlü Pforta kolejine verildi. Disiplinli ögrenim yillarinda Nietzsche, Yunanca ve Latinceyi iyi derecede ögrendi. 1864'te Bonn Üniversitesi'ne girdi. Klasik diller ögrencisi olarak öyle basariliydi ki, daha mezun olmadan Basel'de kendisine filoloji profesörlügü önerildi. Nietzsche, bu öneriyi kabul etti. Sagligi hiçbir zaman iyi olmayan filozof birkaç kez hastalik izni aldiktan sonra, 1879'da istifaya mecbur kaldi. Sonra Isviçre tedavi merkezlerinde yasadi. 1888'de akil sagligi bozuldu ve ölene degin(1900) düzelmedi.

Sonrasiz Döngü Tasarimi Suut Kemal Yetkin'in yorumuyla...  Nedir bu sonrasiz dönüs?

1881 yili agustos ayinda, Sils Maria'da bulundugu sirada kafasinda bir alev gibi yükselen bu düsünceyi kendisi "Sen Bilgi"de söyle anlatir:  "Eger bir seytan, gündüz veya gece, yalnizliginin en yalnizliginda yanina sokulup da deseydi sana: Simdi su yasadigin ve yasamis bulundugun hayati bir kez daha ve sayisizca tekrar tekrar yeniden yasayacaksin, ve bu yasayista hiçbir yenilik olmayacak. Ama her aci ve sevinç, her düsünce ve her özlem, yasaminin en küçük ve en büyük her seyi senin için yeniden dönüp gelecek, ayni sirada ve ayni düzende, ve su örümcek de agaçlar arasindan görülen su ay isigi da, yasadigin su an da yeniden gelecek. Tükenmek bilmeyen varlik kum saatinin alti üstüne gelecek - Sen de birlikte, ey tozlarin tozu!&quuot;

Filozof bu düsünceyi, çagdas felsefenin kutsal kitabi sayilan "Zerdüst Böyle Diyordu"sunda daha canli ve daha renkli olarak söyle anlatir: "Su kapiya bak, cüce! Iki yüzü var, iki yol birlesiyor burada. Daha hiç kimse sonuna kadar izlemedi onlari. Arkamizdaki su uzun yol bir sonrasizlik kadar sürer; önümüzdeki su uzun yol da baska bir sonrasizlik! Birbirine karsittir bunlar. Ve iste burada, su kapida karsilasirlar. Kapinin adi yukarisinda yazili, "an" derler ona. Ama biri çikip da bu yollardan birini tutsaydi, daima daha uzaga giderek, inanir miydin bu yollarin birbirine ters düsecegine? Cüce, yukaridan bakarak: - Her dogru olan sey yalan söyler, diye mirildandi.

Her gerçeklik egiktir, zamanin kendisi bile bir çemberdir. Yürümesini bilen her insanin, daha önce geçmis olmasi gerekmez mi bu yoldan?Gelebilen her seyin daha önce gelmis ve geçmis olmasi gerekmez mi?" Öyle ya, evreni meydana getiren güçlerin toplami ne azaliyor, ne çogaliyor. Azalsaydi, bugüne kadar nice zamanlar geçtigine göre, bu güç toplaminin çoktan azalmis olmasi gerekirdi. Onun çogalmasi da düsünülemez; çünkü dünyanin disinda, rastlanti olarak gelip ona eklenecek bir sey de yoktur. Öyleyse, dünyadaki güç niceliginin belirli ve degismez oldugu gerçektir. Madem ki, zaman sinirsiz ve güçlerin toplami belirlidir; zorunlu olarak öyle bir an gelecektir ki, bu güçlerin meydana getirecegi biresimler ne kadar degisik olurlarsa olsunlar, kör ve dogal bir oyun, eskiden gerçeklesmis olan biresimleri tekrar meydana getirecektir.

Evrensel evrim, sonsuzca ayni evreleri yeniden getirecek ve sonrasiz olarak ayni yollardan geçecektir. Demek ki, simdi var olan bir sey, önceleri de vardi. Varligin çerçevesi içinde daima ayni biçimler görünüyor. Öyleyse neye yarar yasamak! Madem ki, her sey önceden oldugu gibi gelecektir, madem ki hareketlerimizin her biri evrensel mekanizmanin bir parçasidir, ve madem ki hareketlerimiz vaktiyle tekrar etmis oldugumuz ayni hareketlerdir ve tekrar göründügüm zaman, onlari tekrarlayip duracagim, çaba neye yarar?... >>

Üstinsan Tasarimi << Gerçekten orada gördügüm seyin bir benzerini daha hiçbir yerde görmemistim. Gördügüm; yerde kivranan, hirildayan, kasilmis, perisan yüzlü genç bir çobandi; kocaman kara bir yilan sarkiyordu agzindan.  Bir insan yüzünde böylesine bir igrenme, böylesine renk solduran büyük bir korku hiç görmemistim. Yilanin bogazina aktigi sirada belki de uyuyordu çoban. Simdi de çikmiyor oradan. Elimle yilani çekmeye koyuldum, bosuna çekiyordum. Onu bulundugu yerden söküp atamiyordum. O zaman bir haykiristir koptu içimden: " Isir! Durma, isir onu! Basini, basini isir! ". Iste, böyle haykirdilar bende korkum, nefretim, tiksintim, merhametim, bütün iyim ve kötüm tek bir ses halinde.  Ey beni çevreleyen yigit insanlar, atilgan ve gözüpek arayicilar, ve kim olursaniz olunuz, kurnaz yelkenlerle bilinmeyen denizler açilan sizler! Sizler ki, bilmece çözmekte ustasiniz, çözün bakayim o gördügüm bilmeceyi, ve yorulayin bana, en yalniz kisinin gördügünü! Çünkü o görülen, olacagi önceden bir görüstü.

O zaman simge olarak gördügüm neydi? Çoban ve bir gün gelecek olan kimdir? Bogazina yilan giren çoban kimdir? Bogazi böyle en kara ve en korkulu seylerin salginina ugrayacak olan adam kimdir? Haykirisima uyanan çoban, dislerini bütün gücü ile batirdi ve uzaga tükürdü yilanin basini; ve bir siçrayista ayakta buldu kendini. Artik ne insan, ne de çobandi o! -biçimi degismis, basi isikla taçlanmisti; gülüyordu.

Yeryüzünde onun gibi gülen bir kimse daha görmedim. >> Bu güç dolu yasama nasil varmali? Bu soruyu cevaplandirmak için, Nietzsche'nin ahlak görüsü üzerinde durmak gerekir. Filozof, bütün ahlak sistemlerini gözden geçirdikten sonra, birbirine karsit iki ahlak örnegi görüyor. Efendi ahlaki (Herren moral) ve Köle ahlaki (Heerden moral). Bu iki örnege Avrupa uygarliginin baslangicinda rastlanir. Savasçi bir ulus, barisçi bir ulusa saldirir ve onu boyundurugu altina alir. Güçlü bir insan gördüklerine deger biçmeyi düsünmez. Yalnizca kendine yarayani iyi, zarar vereni kötü bulur. Baska bir deyisle, dogal egilimlerimizin özgürce gelismesine, genislemesine yardim eden her sey iyidir, engel olan kötüdür. Zaten bir yasamin iyi olup olmadigi hakkinda bir yargida bulunmak için basvurulacak ölçü de budur. Bu bakimdan, yasami kisirlastiran, daraltan her seye hayir, onu daha yogunlastiran, daha güzellestiren her seye evet demek gerekir.

Güçlü insan, zaferlerin insani, kendisine esit olanlari iyi, kendisine boyun egenleri kötü sayar. Efendi ahlaki, güçlüler ahlaki zayiflari, korkaklari insandan saymaz. Bu ahlak serttir, insafsizdir. Kölelerin ahlaki bambaskadir. Üstünlerin varliklarini dolduran gurur, sevinç ve yasam coskunluguna karsilik, yenilgiye ugrayanlarin, kölelerin içlerinde kötümserlik duygusundan ve üstünlere karsi mayalanan nefretten baska bir sey yoktur. Gelecegin insani, geleneksel ahlaktan kendisini kurtaran insandir. Böylece, bugüne kadar sayilan ve uyulan bütün ahlak kurallari; bir yikma coskunlugu içinde yok olacak, iyi ve kötü arasindaki ayrim da ortadan kalkacaktir.

Iyi ne? Kötü ne? Bunlar mutlak anlami olmayan terimlerdir; efendilerle köleler arasinda çok ayriksi bir deger almaktadir. Kendi kendine varolan degismez bir deger yoktur.  Sert olalim, kiyici olalim, ama yalniz baskalarina degil; kendimize de böyle davranalim. Çünkü sorun, insanligin gelecegidir. Bu felsefe, sistemli bir tüm olmaktan uzaktir. Bunu herkesten iyi kendisi bilmektedir. Nitekim: "yazdiklarima her zaman bütün hayatimi ve kisiligimi koydum, sirf düsünce sorunlarinin ne olacagini bilmem" derken; o andaki tutkusunun kendisine yol gösterdigini ve esin verdigini söylemek istemistir. Bu yüzden düsüncelerinde çeliskiler görenlere karsi Nietzsche'nin cevabi kesindir: "En bilge insan, çeliskilerle en zengin olan kimsedir."

Üstinsan ve Sonrasiz Döngü Tasarimlari Arasindaki Tutar(siz)lik Ilk kez 1907'de yayimlanan çalismasi "Schopenhauer and Nietzsche"de Gerorge Simmel, "üstinsanin görevinin sonsuzlugu"nun, sonrasiz döngü düsüncesinde önkosul olarak varsayilan "kozmik dönemlerin sonluluguyla bagdastirilamayacagi"ni öne sürer.

Simmel, bunu söyle ortaya koyar: "Insanlik, her döneminde, yalnizca sürekli olarak yinelenebilecek sinirli sayida evrim biçimleriyle donatilabilir; oysa üstinsan ideali, gelecege dogru yönelen düz bir evrim çizgisi talep eder." Baska bir deyisle, ebedi dönüs ögretisi döngüsel veya çevrimsel bir zaman görüsünü önvarsayarken, üstinsan ideali dogrusal bir zaman anlayisi gerektiriyor gibidir.

Böyle Buyurdu Zerdüst'ün bu iki temel ögretisinin birbiriyle bagdasmadigi görüsü, üstinsan ve sonrasiz döngünün "mantiksal bagdasmazlik paradigmasi" oldugunu öne süren Erich Heller tarafindan, yakin bir tarihte güçlü bir sekilde dile getirilmistir. Üstinsan ögretisi bizi, yeni ve özgün bir seyi yaratmaya tesvik etmek için tasarlanmisken; sonrasiz döngü ögretisi, daha önce varolmamis hiçbir seyin varolamayacagini ögretirken, Nietzsche Böyle Buyurdu Zerdüst'te, kitaba adini veren kahramanin agzindan "bugüne kadar asla bir üstinsan olmamistir" der. Heller'e göre, Zerdüst, tüm dürüstlügüyle, "asla bir üstinsanin varolmayacagini" ilan etmek zorundadir.

Heller söyle der: "Yasamdan bu görkemli kopus beklentisi, daha dogrusu yeni bir gelisme olanagi, en bastan hüsrana ugramis görünüyor; ve umutsuzca yinelenen bir erke kümeleri döngüsüne ebediyen yakalanmis olan dünya da, en kasvetli ebediyete mahkum edilmis bir halde bulunuyor." Belki de, Nietzsche'nin yeni bir insanlik görüsünü temsil etmesi açisindan üstinsan idealinin tutarligini sorgulayan en güçlü elestiri, Maudemarie Clark'in yakin tarihli bir çalismasinda bulunabilir.

Clark, üstinsan idealinin Nietzsche/Zerdüst'ün kendi intikam ihtiyacini disavurdugunu öne sürer. Ama ne var ki, sonrasiz döngü düsüncesi, üstinsan idealinin anlamini asindirir. Nihai biçimde dönüs düsüncesi Zerdüst'e, kendisinin en fazla hor gördügü ve küçümseme hissettigi insan tipinin, yani küçük insanin bile tekrar tekrar dönecegi dersini verir. Bu nedenle Clark, ebedi dönüsün, üstinsanin yaratilmasi ve küçük insanin alt edilmesi olanagiyla bagdastirilamayacaginin açik oldugunu öne sürer.  Laurence Lampert, üstinsan ögretisini Nietzsche'nin düsüncesinin merkezine yerlestiren her yorumun yanlis olduguna, çünkü ögretiye, Zerdüst'ün alt etmeyi istedigi, zamanin eskatalojik ifasi nosyonunu dayattigina inanir.

Lampert, Nietzsche'nin Zerdüst'ünün Iranli peygamber Zerdüst'ün insanliga miras biraktigi seyi; yani, fani varolusun "ezeli ve ebedi yokolusunun veya ezeli ve ebedi mutlulugunun karar baglanacagi, gelecekteki bir Kiyamet Günü'nün ezici agirligi altinda" yasanmasini ve sürdürülmesini maddesel olarak zorunlu kilan, kehanete dayali bir dini alasagi ettigini öne sürer.

Aforizmalar "Hiç kimse bir seyden -kitaplar da giriyor giriyor bunun içine- bildiginden çogunu çikarip alamaz." Ümit, kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü iskenceyi uzatir." Hep ögrenci kalan insan, ögretmenine borcunu kötü ödüyor demektir." En kaba söz, en kaba mektup bile susmaktan daha bir iyi yüreklice, daha bir dürüstçedir." "... basariya varamayan bir seyi, basariya varmadigi için bir kat daha saygin tutmak ..." "Bir sey bizi öldürmezse, mutlaka daha güçlü kilar." "Avda. - Birisi hos hakikatleri ele geçirmek için avdadir, öbürü - hos olmayanlari. Ama birinci de avdan çok avlanmaktan hoslaniyor."